Yavuz Sultan Selim Han’dan Mektup - Selimnâme
Mesela bunu izleyince ben kendimi YAVUZ SANIYORUM AMA GERÇEKTE DEĞİLİM KENDİME GAZ VE HAZ VERİP DURUYORUM.. youtube.com/watch?v=rA5YSHr...
Edebiyat
SELİMNAME Ben Sultan Selim Han! Anadolu’nun ve Rum’un ve Acem’in ve Türkmen’in ve Kürd’ün ve Arab’ın ve Kıpti’nin ve Ermeni’nin ve Gürcü’nün ve Tatar’ın ve Çerkez’in ve Ubıh’ın ve dahi ismini saymaktan yorulacağım milletlerin sultanı… Ümmet-i Muhammed’in Halifesi… Mekke ve Medine’nin hizmetçisi… Mağlup hasmım İsmail Şah’ın hitabıyla “Zamanın İskender’i”… Bilirim, benim de bütün savaşçılar gibi ömrüm kısa olur. Çok işler eylerim de, sebep söylemeğe vaktim kalmaz. Dedem Fatih Muhammed Han da az yaşadı, lakin kendisini anlatmaya yetecek kadar saltanat sürdü. Pederim Bayezid-i Sâni ise, savaşçılığa meyletmeyip sarayda uzun bir ömür geçirdi. Ne var ki, ardında izaha muhtaç bir icraat bile bırakmadı. İmdi! Beni şedid, beni zalim ilan edecek olanlaradır sözüm: Rahmetli Pederimin ince ruhunu fırsat bilip birbirine düşenler… Huzurda hiçbir ayıplanmaya uğramaksızın kavga edenler… Meşk ü muhabbet içinde yüzüp devleti asilere terk edenler… Ahali fakr u zaruretle inlerken kendileri mal yığanlar… Hazret-i Rasulün cihad öğüdünü unutup zevk ü safaya dalanlar… Hacc yolunu eşkıyaya teslim edip yağma-talana ortak olanlar… Hutbelerinde raşid halifelerin bir kısmına sövüp sayanlar… Mekke ve Medine’nin izzetine kara çalanlar… Ya kendi beylerim, paşalarım, vezirlerim… Ya Safeviler, Dulkadırlılar, Memluklar… Bilesiniz ki, adaletin kılıcının sizde hakkı vardı, ben yalnızca onu aldım! Bana sövgü niyetiyle “Yavuz” dediniz; tarih Yavuz adına izzet giydirdi, haysiyet verdi, heybet biçti. Adım; kâfirlerin, korkakların, kaçakların, haydutların, sefillerin, sefihlerin değil; müminlerin, yiğitlerin, bahadırların, mazlumların, abidlerin, âşıkların, şairlerin yanına yazıldı. Mevlama nihayetsiz hamd ederim ki, Calut’la, Nemrut’la, Firavun’la, Cehil’le, Cengiz’le değil; Talut’la, İskender’le, Oğuz’la,
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Selimnâme-i Sânî
Bizler, müjdelere mazhar olmuş bir milletin evlatlarıyız. Bizler ki cihânı bir karış sayıp, üzerinde tekelerimizle gezinmiş aziz bir hatıranın mirasçılarıyız. Ne kınayıcının kınamasından korkarız, ne de kınayıcılardan. Adalet kılıcının her iki yüzünü de başımızdan daha kıymetli gören ve onun hakkını almaktan geri durmayanlardanız. Adlarımızı kötü sözlerle ananlar bilmelidir ki; ecdadımız adaletin kılıcının hakkını onlardan aldı. Yine adlarımızı kötüleyenler bilmelidir ki; sizler adaletten yüz çevirenlerdensiniz. Ve bizler, sizlerden adaletin kılıcının hakkını alacağız. Bugün, bu aziz ve bir o kadar da garip vatan topraklarında, yeniden adaletin kılıcını eline alanlar, meydanlarda Hakk'ın ismini haykıracak! Nice yiğitler, nice gaziler ve nice şehitler; o kutlu davanın yolunda, Kızıl Elma'ya doğru dört nala koşacaklar. Lâkin, öncesinde korkak cesaretiyle işlediğiniz çürümüşlüklerin hesabını soracağız. Millet kıvranırken kendilerine mal yığanlar, Hırpani giyiniyor diye mazluma zulmedenler, "Allah!" diye cepheleri inleten yiğitleri kendi ihtirasları uğruna darağacına yollayanlar, "Mücahitim" deyip gavurun valiliğini yapanlar, Bacılarımızın peçelerine el uzatanlar, Halifenin sarayını kumarbazlara peşkeş çekenler, Meclislerinde yiğitleri şehit edenler, Allah’ın hükmünü yok sayanlar, Kutsallarımıza sövüp sayanlar, Küfrün kanunlarını tatbik edenler, Mescidlerde kötü fiiller icra eden bedbahtlar! Ya kendi paşalarımız, mebuslarımız; ya İngilizler, ya Fransızlar, ya Ruslar... Adımız; ne Kamallerle, ne Curzonlarla, ne Karasularla, ne Georgelerle, ne de Henrilerle anılacak. Adımız; Vahdettin'le, Abdülhamid’le, Selim’le, Mehmed’le, Alparslan’la, Selçuk’la ve canımızdan çok sevdiğimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) ile anılacak! Günü gelecek, küfürden Hakk’ın hesabını
Duygu ve Düşünce
SELİMNÂME
SELİMNAME youtube.com/watch?v=rA5YSHr... Ben Sultan Selim Han! Anadolu’nun ve Rum’un ve Acem’in ve Türkmen’in ve Kürd’ün ve Arab’ın ve Kıpti’nin ve Ermeni’nin ve Gürcü’nün ve Tatar’ın ve Çerkez’in ve Ubıh’ın ve dahi ismini saymaktan yorulacağım milletlerin sultanı… Ümmet-i Muhammed’in Halifesi… Mekke ve Medine’nin hizmetçisi… Mağlup hasmım İsmail Şah’ın hitabıyla “Zamanın İskender’i”… Bilirim, benim de bütün savaşçılar gibi ömrüm kısa olur. Çok işler eylerim de, sebep söylemeğe vaktim kalmaz. Dedem Fatih Muhammed Han da az yaşadı, lakin kendisini anlatmaya yetecek kadar saltanat sürdü. Pederim Bayezid-i Sâni ise, savaşçılığa meyletmeyip sarayda uzun bir ömür geçirdi. Ne var ki, ardında izaha muhtaç bir icraat bile bırakmadı. İmdi! Beni şedid, beni zalim ilan edecek olanlaradır sözüm: Rahmetli Pederimin ince ruhunu fırsat bilip birbirine düşenler… Huzurda hiçbir ayıplanmaya uğramaksızın kavga edenler… Meşk ü muhabbet içinde yüzüp devleti asilere terk edenler… Ahali fakr u zaruretle inlerken kendileri mal yığanlar… Hazret-i Rasulün cihad öğüdünü unutup zevk ü safaya dalanlar… Hacc yolunu eşkıyaya teslim edip yağma-talana ortak olanlar… Hutbelerinde raşid halifelerin bir kısmına sövüp sayanlar… Mekke ve Medine’nin izzetine kara çalanlar… Ya kendi beylerim, paşalarım, vezirlerim… Ya Safeviler, Dulkadırlılar, Memluklar… Bilesiniz ki, adaletin kılıcının sizde hakkı vardı, ben yalnızca onu aldım! Bana sövgü niyetiyle “Yavuz” dediniz; tarih Yavuz adına izzet giydirdi, haysiyet verdi, heybet biçti. Adım; kâfirlerin, korkakların, kaçakların, haydutların, sefillerin, sefihlerin değil; müminlerin, yiğitlerin, bahadırların, mazlumların, abidlerin, âşıkların, şairlerin yanına yazıldı. Mevlama nihayetsiz hamd ederim ki, Calut’la, Nemrut’la, Firavun’la, Cehil’le,
Edebiyat
SELİMNÂME
Ben Sultan Selim Han! Anadolu’nun ve Rum’un ve Acem’in ve Türkmen’in ve Kürd’ün ve Arab’ın ve Kıpti’nin ve Ermeni’nin ve Gürcü’nün ve Tatar’ın ve Çerkez’in ve Ubıh’ın ve dahi ismini saymaktan yorulacağım milletlerin sultanı… Ümmet-i Muhammed’in Halifesi… Mekke ve Medine’nin hizmetçisi… Mağlup hasmım İsmail Şah’ın hitabıyla “Zamanın İskender’i”… Bilirim, benim de bütün savaşçılar gibi ömrüm kısa olur. Çok işler eylerim de, sebep söylemeğe vaktim kalmaz. Dedem Fatih Muhammed Han da az yaşadı, lakin kendisini anlatmaya yetecek kadar saltanat sürdü. Pederim Bayezid-i Sâni ise, savaşçılığa meyletmeyip sarayda uzun bir ömür geçirdi. Ne var ki, ardında izaha muhtaç bir icraat bile bırakmadı. İmdi! Beni şedid, beni zalim ilan edecek olanlaradır sözüm: Rahmetli Pederimin ince ruhunu fırsat bilip birbirine düşenler… Huzurda hiçbir ayıplanmaya uğramaksızın kavga edenler… Meşk ü muhabbet içinde yüzüp devleti asilere terk edenler… Ahali fakr u zaruretle inlerken kendileri mal yığanlar… Hazret-i Rasulün cihad öğüdünü unutup zevk ü safaya dalanlar… Hacc yolunu eşkıyaya teslim edip yağma-talana ortak olanlar… Hutbelerinde raşid halifelerin bir kısmına sövüp sayanlar… Mekke ve Medine’nin izzetine kara çalanlar… Ya kendi beylerim, paşalarım, vezirlerim… Ya Safeviler, Dulkadırlılar, Memluklar… Bilesiniz ki, adaletin kılıcının sizde hakkı vardı, ben yalnızca onu aldım! Bana sövgü niyetiyle “Yavuz” dediniz; tarih Yavuz adına izzet giydirdi, haysiyet verdi, heybet biçti. Adım; kâfirlerin, korkakların, kaçakların, haydutların, sefillerin, sefihlerin değil; müminlerin, yiğitlerin, bahadırların, mazlumların, abidlerin, âşıkların, şairlerin yanına yazıldı. Mevlama nihayetsiz hamd ederim ki, Calut’la, Nemrut’la, Firavun’la, Cehil’le, Cengiz’le değil; Talut’la, İskender’le, Oğuz’la,
Edebiyat