Proje ödevim sayesinde okuma fırsatı bulduğum ve daha önceden okumadığım için kendime kızdığım bir eser...İnce Memed ;
(Spoiler var ama azıcık :)
Toros dağlarının kıyılarında dans eden ak köpükleriyle, akdenizdeki top top ak bulutların Toros dağlarıyla birleşip bir tablo gibi resmedilmesiyle, o çalkantılı deniz dalgalarının toprağı sarsması ile ve daha binlerce doğa güzelliğinin en hoş dille anlatılması ile başlar İnce Memed’in hikayesi.
En pis , en verimsiz toprakta doğar Çakırdikeni . Doğuştan beri savaşçıdır bu bitki ; bir kılıç gibi sallar kuru ve keskin dikenlerini , en keskin hançer gibi batar narin teninize. Bu acımasız çakırdikenlerinin arasından bu bitkiden daha savaşçı bir çocuk belirir , küçük bedenine karşı koyarcasına yüreğindeki acı ve büyük umutlarla kötülerin zulmünden kaçmak için düşer yola .
İnce Memed hüznün ,adaletsizliğin, kötülüğün, insanoğlunun insana yaptığı ve yapabileceği bütün zulümlerin sözlü ahenkte tecelli bulduğu bir eser ve bende bu eser ile ilgili not aldığım düşüncelerimle incelememi sonlandırmak istiyorum;
İyi ve saf kalplerin , kötülüğü bitirmek için kirlettiği temiz ellerden dökülen kanlar ; kimi zaman sıcak ve aşk kokan bir toprakta donuyor, kimi zaman korkunun tesiri altında karanlığa sığınmış ağaçların arasından sızıyordu.
Bu hikeye tek bir rengi temsil ediyordu : KIRMIZI Kırmızı en güzel renktir ; aşkı , birbirlerine sonsuza dek bağlanmak üzere yemin etmiş iki yüreği temsil eder.
Kırmızı en acı renktir ; En ağır elemlerde bu rengi görürsünüz. Tıpkı ağacın yeni açmış dalları gibi sarar sütbeyazı gözlerinizi...