Aynı sen; farklı insanların hikâyelerinde iyi, kötü, sevilen, nefret edilen, özlenen veya istenmeyen olacaksın. Çünkü her insandaki yansımamız farklıdır. Nasıl yansıyacağımız, biraz da koşullara, ihtiyaçlara ve aynanın kim olduğuna bağlıdır.
Unutmayın; iyileşmenin koşullarından biri de kendini önceliklemeyi bilmektir. Bu bencillik değildir. Bencillik, hiçbir şey vermeden almak istemektir. Kendini öncelemek ise başklarını memnun etmek için kendi ihtiyaçlarından vazgeçmemeyi öğrenmektir.
Psikoloji öfke kontrol sorunu der, depresyon der, anksiyete der. Bense, "kişinin varoluşuna uygun olmayan, kendini gerçekleştirmediği, asla anlaşılmadığı bir ortamda, hayatın içinde sıkışıp kalmış olmasının çığlıkları" derim.
Varoluşuna uygun yaşamayan her insan; istemediği ancak sürdürmek zorunda kaldığı, içinde sıkışmış hissettiği bir yaşamın sonucu kırgın ve öfkelidir. İçindeki boşluk hissi, "Her şey çok farklı olabilirdi" dediği ancak bir türlü olduramadığı yaşamına duyduğu hüzündür. Yaşanmamış yaşamlar diyarı burası. Adanmışlığın, fedakâr olmanın yüceltildiği, sonunda da büyük hayal kırıklıklarıyla sonlandığı, acı çekmenin bir erdem sayıldığı ve yüceltildiği bir kültür burası. İnsanın yaşayabileceğini en derin acılardan biri, kendi gerçekliğiyle yaşamak istediği hayat arasındaki uçurumdur. Bu uçurum, insanın mutsuzluğunun temel kaynağıdır.