"Sadece kıskanmakla kalmıyordum. Onu özlüyordum. Onun gözlerinin hapsinde olmayı bile özlüyordum. Bana bakmasını, bana dokunmasını, beni sevdiğini hissetmeyi özlüyordum. Herkes ona bakarken onun gördüğü kişi olmayı özlüyordum. Bu hissin ne demek olduğunu yeniden hissetmek istiyordum.
Sevilmek istiyordum.
Sadece birisi tarafından hastalıklı bir şekilde olsa da sevilmek istiyordum.
Ben onun betasıydım. Alfa geri döndüğünde ayakta kalmak için direnen betası.
Herkesin üstesinden gelse de savaşmaya başladıklarında beta daima alfaya yenilirdi."
"Hayvan tuzakları... Vahşi bir hayvanı bile yakalayan kapanlar. Demirden yapılır, ortasında bir kıskacı olur. İki ağzında sivri dikenli uçları olur. Üzerine basan her kuvvette hayvanı müthiş bir acıyla kıskaçlarının arasına kıstırır. İşte kalbim böyle yakalanmıştı ona. Böyle acı çekmişti o tuzağa kapıldığında ama sonra o acıyı kabul etmiş o acıyı da onunla birlikte sevmişti. O acıyla birlikte yatışmıştı. Kalbimi öyle sıkmıştı ki onun kapanı ruhumla bütünleştirmişti. Şimdi görüyordum ki o kapanı açmaya karar vermişti. Beni serbest bırakmaya. Kıskaçlarını etime batırdığı o yerlerden çekerek açıyordu. Birbirine kenetlenmiş parçalar ayrılırken daha büyük bir acı duyuyordum. Şimdi delik deşik bir kalple kapanımın benden uzaklaşmasını seyrediyordum."
"Ölümlerin insanlara ne kadar çok şeyi unutturabileceğini ilk elden tecrübe etmiştim. Gözlerinizi kapatıp artık onun hayatta olmadığını düşünmek öyle çok yakardı ki canınızı, açtığı yaralar dikiş izlerini sökerek teker teker kapanmaya başlardı. Onunla ilgili kötü olan her şeyi unutmaya yeterli olurdu."