İki saat sonra Moran şehir terminaline vardığımızda, sırı dökülmüş ayna gibi hissediyordum kendimi. İşe yaramaz, çıplak ve mahcup. Onca zaman sakladığım ne varsa bağırsak misali ortalığa saçılmıştı. Aynı anda hem utanç hem de tuhaf bir ferahlık veriyordu bu. Nihayetinde bütün aynaların iki yüzü vardı. Sırın arkası ve bir de önü. Sır soyuldukça eşitleni-yordu camın iki yönü. O vakit ayna, ayna olmaktan çıkıyordu ama saklamanın ağırlığından kurtulup hafifliyordu da. Bir ayna aslında ne ister? Bakana kendini göstermek mi, bizzat görünmek mi yoksa?