Denizde büyük ama çok büyük bir geminin, transatlantiğin yol aldığını düşünün. Hareket sırasında geminin önünden sular bir şerit halinde kaçıyor. Bu su şeridinin gemiyi sürüklediğini kim iddia edebilir? Açıktır ki, bu su akımını geminin kendisi oluşturuyor; gemi bu akıntıyı kendi önünde kovalıyor. Güç, asıl geminin kendisindedir. Akan su ise bunun sonucudur sadece.
Halk kitlesi, yerde hareketsiz yatan ve çürüyen bir saman çöpü gibidir. Büyük adamlar ve kahramanlar ise samanları tutuşturan, kitleleri canlandıran ve harekete geçiren, gökten düşen bir yıldırım gibidir.
Carlyle'ın düşüncesine göre milletlerin ve hatta tüm insanlığın tarihini oluşturanlar, ruhen güçlü olanlar, zeka ve yetenek sahibi olan bireyler, yani kahramanlardır.
Carlyle'a göre millet cansız bir kil tabakasından ibarettir. Eğer ona bir sanatçının eli değmeyecekse, sonsuza dek şekilsiz ve hareketsiz kalacaktır ama Sezar, Napolyon, Büyük Petro, Sokrates ve Hz. Muhammed gibi sanatkar, bir büyük adam, bir önder, bir kahraman çıkıp da bu kili eline alacak olursa, ona istediği şekli verebilir.