Sonrasında unutacaktı. Kalbinin kırgınlığını, kötü hissettiği o günleri unutacaktı. Yerde oturup koyu gri kanepesine yaslanarak gözyaşlarını yeni yıkanmış tişörtleriyle sildiğini, sonra da bir aptal gibi hepsini maskara içinde bıraktığından kendine küfrettiğini unutacaktı. Parçalarını tekrar bir araya getirdiğinde, parçalandığı zaman nasıl hissettiğini unutuyordu insan. İyileşen yaraların ilk açıldığında nasıl hissettirdiğini de. O yaraların nerede olduğunu az çok hatırlıyor, tazeyken nasıl sızladıklarını biliyor ama artık parmağını üzerine bastırıp, İşte, beni tam buradan incittin, diyemiyordu. Acı zamanla dinecekti. Ama şimdi değil.
Önceliklerinin farkına varmak, şükretmek ve sahip olduklarının değerini bilmek önemliydi; evet ama aynı zamanda kendi acını kabullenip onu anlamak da önemliydi. Sorunların ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun, kayıplarının, yaralarının sana ait olduğunu kavramak ve onları hissetmeye hakkın olduğunu bilmek. Çünkü en ağır kayıp her zaman seninki olurdu.
Çünkü gerçeği bilirseniz, yani sevmenin bedelinin eninde sonunda yas tutmak olduğunu bilirseniz kimseyi sevemezsiniz. Asla bu tuzağa düşmezsiniz. Ama bir kez düştüğünüzde aklınıza, mantığınıza rağmen birini ya da bir şeyi sevdiğinizde bırakmak istemezsiniz.