Çünkü gerçeği bilirseniz, yani sevmenin bedelinin eninde sonunda yas tutmak olduğunu bilirseniz kimseyi sevemezsiniz. Asla bu tuzağa düşmezsiniz. Ama bir kez düştüğünüzde aklınıza, mantığınıza rağmen birini ya da bir şeyi sevdiğinizde bırakmak istemezsiniz.
Ve her şey -ama her şey- yerle bir oluyordu. Çünkü umut vadeden, nazik, hırslı, etrafı sevgiyle sarılmış genç kadınlar... Yirmi yedi yaşında aniden ölmemeliydi. Onlar yaşamalıydı. Çünkü yaşamadıkları bir dünyada hiçbir şeyin anlamı kalmıyordu.
Aşk zor, karmaşık ve acımasızdı, evet ama aynı zamanda kolay olması gereken bir şeydi; rahat ve güvenli olmalydı. Adelaide'in hissettiği şeyse bunların hiçbiri değildi, daha çok kalbi yavaş yavaş rendeleniyormuş gibiydi.
İlk kez derinlemesine, bile isteye aşık olmanın en acı yanı -hormonal, ergenlik aşkı dışında ilk kez yani- aniden bu ilişkide yalnız olduğunuzu fark etmekti. En güzel manzaraya karşı oturduğunuz halde orada bu ânın tadını birlikte çıkarabileceğiniz kimsenin olmamasıydı.
Çünkü geçmişi ona sevginin fedakârlık istediğini, sevgi için mücadele etmesi gerektiğini öğretmişti. (Gerçek sevgi için savaşmaya gerek olmadığını yllar sonra anlayacaktı.)