bizim harika edebiyatçılarımız var, tüm kitap aktı gitti resmen. edebiyatçılarımızın gerçekçiliğini, kitaplarına bizi taşımasını seviyorum.
yüz küsur yıl önce yazılmış bir kitap evet ama o zaman da bu zaman da kadınlar hakkında negatif anlamda çoğu şeyin aynı olması çok üzücü bir durum. mesela ana karakterimiz pervin; 1911 yılında bu memlekette kadın olarak doğmuş olmanın azap verici bir şey olduğundan, erkek olarak doğsa bu elem verici şeylerin çoğundan habersiz olacağından bahsediyor. aynı topraklarda 2026 yılında yaşayan bir kadın olarak ben de aynı şeylerden yakınıyorum… üzücü olan bir diğer şey ise pervinin eş olmak hakkında düşündükleri. çağdaşlarına göre daha kültürlü ve daha okumuş olan ana karakterimiz bile evlilik hakkında bana zıt gelen şeyleri düşünüyor. örneğin sırf birisinin karısı olacağı için insanların kendisine gıptayla bakmasından mutlu olacağını, gururla göğsünün kabaracağını falan..
ayrıca kitap bana hiç düşünmediğim bir noktayı düşündürdü. son satırlarda “gözyaşlarıyla inlemelerle vakit geçiririm fakat kendi kendime incelik ve merhametle bakarım, nefret ve iğrenmeyle değil.” cümlesi. evet tam olarak bu cümle.. üzerine uzunca bir süre düşüneceğim. benim hayatta önceliğimin hangisi olduğunu ve hangisinin olması gerektiğini mesela..
-spoiler-
kitapta amca beyden neffret ettim. yanımda olsa boğazını sıkarım o derece bi nefret. bildiğine bilmiş olmayan, aile üyelerini kısıtlayan rezil rüsva eden, kendinden başkasını düşünmeyen mide bulandırıcı bir karakter. haliyle çocukları da böyle. çok rahatsız edici bir durum. nigara, öyle bir babayla büyümek zorunda kalan genç kıza inanılmaz üzüldüm. evet belki kişiliği de biraz hayt huyt ama pervinin ailesiyle büyüseydi neler değişirdi hayatında?.. Allah cümlemizi böyle babalardan, annelerden korusun.
behiçe