Emrah Boz

“Ne sanırdın dangalak, harp ya... Hem de cihad, cihad-ı ekber len... Aç gözünü. Tövbe estağfurullah. Serseme bak, len Yunan gelmiş Osman Gazi'nin, Yıldırım Han’ın mezerini çiğner, bununla da kalmaz adını defterden silmek ister, topumuzun din ocağına, iman ocağına kast eder, vatanımızı elimizden almak ister. Ermenisi şarkta, Pontus'u şimalde ümmet-i Muhammed'in irzina, namusuna, canına kıyar. Yalan mı len, hepinize soruyorum, yalan mı?" Başlar eğildi: “Doğru ya... Senin irahatın bugünlük len avanak, bugünlük. Yarın senin bacanda baykuş öter. Bi umut varsa o da Kuvvâ'da len, Kuvvâ’da! Aç gözünü, Yunani, Ermeniyi kovmaya, Pontus'u bastırmaya, evlâd-ı İslâmı kurtarmaya can koyanlar mücahit değil de kimmiş mücahit? De bakalım kimmiş? Topunuza sorarım kimmiş?”
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Yanıldığımı sanmıyorum muhterem peder. Evet biz Osmanlıyız. Babalarımız ve dedelerimiz asırlardan beri bu toprakta Türklerle birlikte, onların haklarına sahip olarak yaşadı. Bir zulum, bir hakaret görmedik. Aldık, verdik, hak hukuk geçti aramızda... Devlet galip gelince bir kötülük görmedik, üstelik makamlar, ünvanlar aldık. Fakat yenilince biz kötülüğe kalkıştık. Ne için? Yakışır mı bu? İşte işitiyoruz. Bizim dediğimiz Atina rdusu girdiği yerde bize köpek gibi bakıyormuş. Hâlbuki siz bayram yaptınız geliyorlar diye...”
"Dert o değil Doktor bey. Sen eyi bilin; ben unutmam, ben. Ben unutamadıktan sonra elâlem unutmuş neye yarar? Ben eski Salih'i unutabiliyorum mu ki bugünkünü kafamdan silip atayım?"
“Doktor Bey.. biz Arabız ve Müslümanız elhamdülillah... Osmanlı Devleti de Müslümandır. Dedelerimiz asırlarca bu din kardeşliği için Araplıklarını hatırlamadılar. Osmanlılardan ayrilsalar dinlerini mi kaybederlerdi? Hayır elbette. Hâllerinden memnundular ve ondan hatırlamadılar. Fakat hatırlamamak vazgeçmek değildir Doktor Bey. Dediğim gibi onlar memnundular. Çünkü Osmanlılar âdildi ve kuvvetliydi. Adalet ve kuvvet! Bunların ikisi bir arada olunca mesele kalmaz. Ama bir başka ırkı veya kavmi elde tutabilmek için bunlardan biri lâzımdır. Hem de tam olarak olması lazımdır. Osmanlı Devleti ise uzun zamandır ne âdil, ne de kuvvetli. Bir fırsat bekledik; Ingilizler, refah vaat ettiler. Siz şimdi yalnız aldığımız paralari düşünüp bize hain, hem de din haini gözüyle bakıyorsunuz. Bu ayı büyültüp küçülten, bu milyonlarca yıldızı ve bizi yaratan Allah adına yemin ederim ki, biz hain değiliz, biz yaşamanin, ayakta kalmanın tek yolunu keşfetmiş bulunuyoruz. Allah yanıltmış olmasın!.."
Salih ne bu “Şey”in adını, ne de kendi adını bilebiliyordu.Bunları daha uzun zaman kasaba da bilemeyecekti. En kolayı, yani Salih'in adı bile uzun zaman kararlaştırılamayacak, kimi “Pantollu Salih” diyecek, kimi “Deli Fadiğin Salih”, kimi "Niko’nun Salih”, kimi de “Yüzsüz Salih” veya “Çolak Salih diyecekti ve Salih kendisine bir “Gazi” diyeni ömrünün sonuna kadar bulamayacaktı.