Mutluluk, derdim ben de Fabienne'e, insanın her gününü, dört gözle yarını, gelecek ayı, gelecek yılı beklemeden ve her gününü dün olmasına engel olmaya çalışarak durdurmaya uğraşmadan geçirmesidir.
Kendime bir türlü anlatamadım, özlemek ne? Özlemek birini yanında istemek ama onu asla va asla bir daha görememek. Ben onu görmesem o yaşasa, dünyanın öbür ucunda olsa, sesini hiç duymasam, yüzünü hiç görmesem ama bilsem o hayatta, özlemek öyle bir şey mi?
Başkaları, sandığımız kişi olmadığımızı hatırlatmak için giriyor hayatlarımıza. Biz kendimizi aşağı yukarı bir şeylerle tanımlarken, onlar bize başka bir yüzümüzü gösteriyor. Kendi gerçeğimizin dışına çıkıp bakıyoruz ve öyle ya da böyle kabul ediyoruz yeniden tarif edildiğimiz hali.
Her çocuk emin olmalı annesinin sevgisinden. Bir tek bu bilgi bile yeter insana ömür boyu ayakta durabilmek için. Bunu bilmeden , hiçbir zaman gerçek bir hayat yaşayamıyor insan, gerçek bir insan olamıyor. Bir ucubelikten başka ucubeliğe savruluyor sürekli. Kendini duvardan duvara vurmak gibi. O duvar az mı acıttı, o zaman buna vur ve bedenin paramparça olursa belki, belki o zaman biraz dinebilir içindeki şiddet.