Bu kitapta beni etkileyen şeyin yalnızca Mevlânâ olmadığını düşünüyorum. Aslında kitap boyunca yalnızca Mevlânâ'yı değil, yazarın yıllar süren araştırmasının izlerini de okudum.
Daha önce tasavvuf metinlerinde zorlandığım çok olmuştur. Bazen şerhleri bile anlamakta güçlük çektiğim zamanlar oldu. Ama bu kitapta farklı bir şey hissettim. Çünkü karşımda yalnızca bir düşünce dünyası değil, o dünyayı anlamaya çalışan bir insanın emeği de vardı.
Özellikle sonuç bölümünü okurken dikkatimi çeken şey, yazarın Mevlânâ'yı belli bir yere yerleştirmeye çalışmaması oldu. Onu savunmaya da çalışmıyor, bir kalıba da sokmuyor. Kaynakları inceliyor, farklı görüşleri ele alıyor ve sonunda kesin hükümler vermek yerine geri çekilmeyi tercih ediyor. Bu tavır bana samimi geldi.
Çünkü emek verilmiş akademik çalışmaların sonunda bazen kesin cevaplardan çok, daha derin bir tevazu ortaya çıkıyor.
Kitabı okurken yalnızca bilgi okumadığımı fark ettim. Bir insanın merakını, sabrını ve yıllarını da okuyordum.
"Mevlânâ hayat hikâyesinden de anlaşılacağı gibi bir ilim evinde yetişmiştir..." diye başlayan bölümlerden itibaren yazarın sesini daha fazla duymaya başladım. Sanki karşımda yalnızca bir tez yazarı değil, hayranlık duyduğu bir düşünürü dikkatle anlatmaya çalışan biri vardı.
Belki de bu yüzden bazı sayfalarda kayboldum.
Çünkü bazen kitaplar insanı geçmişe götürmüyor. Bazen bir insanın zihnine götürüyor.
Ben Mevlânâ'nın dünyasında dolaşırken, biraz da yazarın zihninde dolaştığımı hissettim.
Sanırım kitabın bende bıraktığı duygunun bir nedeni de buydu. Sayfalarında gösteriş yoktu. Sadece yazmış olmak için yazılmış hissi vermiyordu. Her bölümde bir merakın ve araştırma isteğinin izleri vardı.
Bu yüzden son sayfayı kapattığımda içimde hafif bir boşluk kaldı. Uzun zamandır misafir olduğum bir