Kendi yüzünü "Aklınıza ne geliyorsa, muhtemelen ondan daha kötü görünüyorumdur." diyerek betimleyen o minik August' a kitap boyunca sımsıkı sarılmak istedim. August' u ve özellikle ailesini çok sevdim. Sanırım onun hayattaki en büyük şansı da böyle sevimli, neşeli, diğer insanların bile gıpta ile baktığı bir aileye sahip olmaktı. Bence bir çocuğun hem gelişmesini hem de mutluluğunu belirleyecek ilk koşul, kaderini etkileyecek olan iyi bir coğrafyaya; ikinci koşul da geleceğini etkileyecek olan iyi bir aileye düşmesidir. Ardından gelecek olan kendi çabasıdır. Tıpkı August' un kendisi için birçok çaba göstermesi gibi...
Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen bu kadar sürükleyici, keyifli ve farklı anlatım tarzıyla yazması gerçekten hoşuma gitti. Sizi en etkileyebilecek yerleri, özellikle basit ve kısa cümleler kullanarak anlatmış.
Olayları her bölümde farklı karakterlerin ağzından ve onların kişiliğine, psikolojisine bürünerek anlatmasını başarılı buldum. Bu sayede hem empati kurabiliyorsunuz, hem de aslında olayların o şekilde olmadığını görebiliyorsunuz. Madalyonun diğer yüzünde olayların farklı olduğunun, insanları eleştirirken aslında bilmediğimiz başka durumların ve sebeplerin de olabileceğinin idrakına varabiliyorsunuz.
Peki kitapta gerçekleşen mucize, kitaba adını verecek kadar büyük müydü? Bu, belki tartışılabilir. Bu, belki bizim beklediğimiz kadar büyük bir mucize olmayabilir. Ama August' un gözüyle dünyayı görebilirsek eğer, bu ciddi anlamda inanılmaz bir mucizeydi! Aslına bakarsanız; August' un kendisi en büyük mucizeydi!...