Eğer birey, duyguları katalizör
olarak kullanırken, onları gerçekten dönüştürmeyip, sıradan
bir şekilde uyguluyorsa, kişi her zamankinden daha
fazla duygularının esiri haline gelir!”
“Bilincin çeşitli düzeyleri dediğimiz zaman, birbirine paralel
akan üç kaynaktan bahsetmiyoruz, daha ziyade farklı
derinlikleri olan bir okyanusa benzetilebiliriz. Duygular, büyük
ve az anlaşılabilen düzeyde etkilidirler ama çok zor anlaşılabilen
düzeyde bir etkileri olmaz. Aklın temel yapısını
oluşturan kısmı, okyanusun en derin yerleri olarak kabul
edersek, bunlar okyanusun yüzeyinde etkili olan dalgalara
benzetilebilirler.
‘ben’lik halinin varlığı, akılda veya vücutta bulunamıyorsa,
ya da her ikisinde birden bulunamıyorsa veya
bu ikisinden de ayrı bir şey olarak adlandırılamıyorsa, o zaman
çok açıktır ki, bu kadar güçlü bir ‘ben’ duygusuna sahip
olmayı haklı gösterecek, söyleyecebileceğimiz herhangi
bir şey yoktur. Bir devamlılığa verdiğimiz bir isimdir sadece;
tıpkı bir insanın bir nehri işaret ederek ona Ganj veya
Mississipi diye ad vermesi gibi. Hepsi bu.
“Ama yine de, ona sıkı sıkı tutunmaya başladığımız zaman,
o nehirde yüzen bir kayığın var olduğunu düşünmeye
başladığımız zaman, bütün problemler ortaya çıkmaya başlar.
Biz bu ‘ben’ olgusuna, gerçekten var olan bir şeymiş gibi
tutunursak, o zaman bunun korunması ve hoş tutulması
gerekmektedir
intihar etme konusunda bir başka Budist görüşü
daha ileri sürdü: “Kişi aslında bir şeyden kaçamaz, çünkü
ölüm bir başka var olma haline geçiştir sadece. Dolayısıyla,
acı çekmekten kurtulmak için yapılacak en iyi şey,
problem ne ise onu bu dünyada ve şimdi çözümlemeye çalışmaktır;
bu mümkün değilse, kişinin probleme karşı tutumunu
değiştirmeye çalışmalıdır