"Bu durumda, düşüncelerine ne kadar güvenebilirdi insan? Düşüncelerimi hayatın gerçekliği mi belirliyordu, benim ruh halim mi? Ama zaten bu ikisi birbiriyle ilişkili değil miydi? O zaman, düşünce mi önce geliyor, algılama mı? Yoksa, düşünmek ve algılamak arasında başka bir bağlantı mı vardı? Öncelik-sonralık meselesini aşan bir bağlantı."
Vıcık vıcık yüzeysellik yayan şu "kişisel gelişim" kitaplarının bağırıp durduğu "İstersen yaparsın!" sözü tam bir kandırmacaydı. İnsan ancak yapabileceğini isterdi. "İstemek" kavramı, "dilemek" ten ve "hayallere dalmak" tan farklı bir şeydi. Bedelini göze almakla, gereğini yapmakla ilgili bir şeydi.
"Bir de kaderlerini düğüm gibi boyunlarında taşıyanlar, ne kadar kavislendirmeye çalışsalar da hayatları döşemelik kalas gibi dümdüz ilerleyenler vardır."