Cebaneti bırak, cesur ol, üzüntüyü terk et, sabûr ol. Belâ vereni bul, mütevekkil ol. Duâ ile, niyaz ile rahmet-i İlâhiyenin kapısını çal, korkulardan emin ol. Seni Hazret-i Yusuf'un makamı olan bugünkü hayatın müteessir etmesin, Yusuf Aleyhisselâmın ruhuna hergün bir Fatiha üç ihlâs oku, o mahpusların pîri peygamberin huzurunu bulup sâkin ol. Maddi ve mânevi derslere şifâ olan şu sâlâvât-ı şerifeye dâim ol...
"Bu salavât-ı şerifeyi okuyamazsan Yakup Bey sana öğretsin, yeni yazı ile yaz, oku. Maddi esbaba hadlerinden ve haklarından ziyade kıymet vermediğim için esbaba da öyle perde nazarıyla bakıyor, perde arkasında sebepleri kendi izzet ve azametine perde etmiş olan Kerîm ve Rahîm Allah'a ben de ve senin musibetinle musibete uğrayanların hepsi de, duâ ile niyaz ile ilticadayız, kıymetli ve nurânî zevât da duâda bulundular, sen de böyle yap. Maddî esbabı da Allah'a dayanmak şartiyle kuvvetli tut, muvaffakiyet Allah'dandır. Gözlerinden öper, Allah'ın Hafiz ismine emanet ederim oğlum.
Baban Hulûsi"
GATA'nın rehabilitasyon merkezi bölümündeki fizik tedavi salonunda herkes kendi hareketlerini yapıyor ve bir yandan da sohbet ediyorlardır.
Tomris: Banuhan, dizi bitiyor mu?
Banuhan: Biri biterken öbürü başlıyor.
Tomris: Hayırlısı, ben seviyordum bu diziyi.
Bahadır: Ben de seviyordum.
Banuhan: Ay, sen sevmesen hatrım kalırdı. Hem sen söyle, projeler ne alemde?
Bahadır: Çalışıyoruz.
Banuhan: Bana yazdığın kadar kod yazsaydın şimdiye bin kere bitmişti.
Tomris: Doğru vallahi.
Bahadır: Yan gazi, yan.
Tomris: Gaziyan demişken, arkadaşlara benden selam söyle.
Bahadır: Güvenlik nedeniyle görüşemiyoruz.
Tomris: Nedenini sormuyorum.
Bahadır: Sorma.
Tam o sırada, Fatih salona girdi. Yüzündeki gülümseme, diğerlerini de rahatlatıyordu.
Fatih: Selam, arkadaşlar. Herkes nasıl?
GATA'nın
rehabilitasyon merkezi bölümündeki fizik tedavi salonunda herkes
kendi hareketlerini yapıyor ve bir yandan da sohbet ediyorlardır.
Tomris:
Banuhan, dizi bitiyor mu?
Banuhan:
Biri biterken öbürü başlıyor.
Tomris:
Hayırlısı, ben seviyordum bu diziyi.
Bahadır:
Ben de seviyordum.
Banuhan:
Ay, sen sevmesen hatrım kalırdı. Hem sen söyle, projeler ne
alemde?
Bahadır:
Çalışıyoruz.
Banuhan:
Bana yazdığın kadar kod yazsaydın şimdiye bin kere bitmişti.
Tomris:
Doğru vallahi.
Bahadır:
Yan gazi, yan.
Hz. Nuh'un kıssası da beni çok etkiler. Hz. Nuh, karada
gemi yapan peygamberdir. Bu süreçte "Tufan olacakmış;
bütün yeryüzünü su kaplayacakmış, Nuh da ağaçtan bir
gemi yapacakmış. Ona inananlar içine binip kurtulacakmış,
bizler de boğulacakmışız ... Hah hah haa ... " diyerek onunla
çok alay ettiler. Kendimizi Hz. Nuh' un yerine koyalım. Ben
bazen bunu yaparım. Dokuz yüz elli yıl o insanlara tebliğ
yapmışım. Üç kere, beş kere değil dokuz yüz elli yıl anlatmışım; hiç umursamamışlar. Sadece on küsur kişi inanmış.
Cenab-ı Hakk: "Ben kafirleri yok edeceğim, bir tufan
olacak. Sen de hazırlan, gemini yap."buyurmuş.
"Ya Rabbi dokuz yüz elli yıllık hizmetimin karşılığında
şu gemiyi kaşla göz arasında şurada sen yapıversen de bir
de beni bu insanlara alay konusu etmesen." dedi mi Hz.
Nuh? Demedi. Peki üzerimize düşen vazifeler karşısında biz ne yapıyoruz?
Başkasının sana yapmasını istemediğin şeyi sen başkasına yapma." Bir ilke olarak önerilen bu ahlâkî tutum gerçekte hakikat arayışını maneviyattan arındırma ve kötü olmanın dehşetinden sıyrılma çabasından başka bir şey değildir. Doğru ifade arayışı içinde “başkasının sana yapmasını istediğin şeyi sen başkasına yap” demek de mümkün.