Puan vermedi·48 syf.··
Beğendi
·
2026 83. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 00:00
#fundaokuyupyorumluyor @tifil.dunyasi ndan çıkan fantastik ve gotik türde Türkiye'nin ilk genç çocuk dergisi #fangotikokalesi tüm sevenleri ile buluştu. Öncelikle bu kaleye girebilmek için muhafız Gottirik ve Fostirik'in izini sürmemiz gerekiyor. İçeri girebilmek için giriş biletine ihtiyaç var. Öncelikle gizli mesajı çözmen gerekiyor, kelimeleri bul ve cümleyi yaz. İlk sayfalardan bir bulmaca ile karşılıyor minik okurları. Daha sonrasında birbirinden güzel ve komik gotik, fantastik ve mizahi maceralardan oluşan çeşitli hikayeler bulunuyor. FANGOTİKO KALESİ 'nde bulunan gizemli ormanların derinliklerine yolculuk yapacak, görkemli dünyaların kapılarını aralayacak ve belki de en önemlisi hayal gücünüzün sınırlarını zorlayacaksınız. Burada vampirler güneş kremi sürerken, cadılar en yeni süpürge modelleri ile konuşabilir; mumyalar diş fırçalar, hayaletler görünmezlik kremi peşinde koşuyor olabilir. Hatta ejderhalar akrobatik hareketler yaparak müzik aleti çalabilir. Macera ve eğlence hikayelerinin buluştuğu bu dergiyi çocuklar çok sevecek. 8 yaş ve üzeri her çocuğun beğeni ile okuyabileceği bir dergi. Hatta son sayfalarda "yazar olacak çocuk" başlığı altında yarım kalan hikaye tamamlanması istenmiş. Yazarlığa bir giriş yapmak için harika bir fırsat Haydi sende yazma yeteneğini keşfet.
Fangotiko Kalesi - Sayı 1Fangotiko Kalesi Dergisi · Tıfıl Dünyası Yayınları · 202411 okunma
Leylim Leylim
Puan vermedi·207 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
​Şair-i Maderzat. Diyarbekir Çocuğu. Fakirin, emekçinin sesi. Leyla'nın prangası Ahmed Arif! ​Nice güzel sıfatları adının önüne getiririm de yine her güzel sıfat; adının, sevdanın, şairliğinin yanında kifayetsiz kalır. Anlatabildim mi canım? ● ​Gitmek, gözlerinde gitmek sürgüne. ​Yatmak gözlerinde, yatmak zindanı... Gözlerin hani? ● ​Senin mecburun olmak beni hiç mi hiç küçültmüyor. Aksine yüceltiyorsun, insan ediyorsun, yaşatıyorsun... ● ​Kendine iyi bak. Bir daha hiçbir ana doğurmaz seni. Bir daha hiçbir cihan bulamaz seni. ● ​Seni tanımak, seni bir kerecik bile görmek; milyarlarca yıl yaşamaktan daha dolu, daha hazlı ve daha değerlidir. ● ​Benim için çok mühim olan; sana âşık olmak veya âşık olmadığımı bağırıp yırtınmak değildir. Aslolan seni kırmamak, üzmemek, kaybetmemektir. ● ​Ben senin mecburunum. ● ​Bir daha dünyaya gelsem aynı hayatı, daha bir ustaca ve korkusuz yaşarım. Ama bu sefer seni tanımakta gecikmem! ● ​Tattığım, yaşadığım başka duyular, inançlar da var ama seninki gibi yüzde yüz, yüzde milyar kere milyar katkısız ve candan değil. ​● İlk sen mağlup ettin beni. ● ​Benim her şiirimde varsın ve olacaksın. Ama dünyanın en dehşet şiiri bile "sen" olamaz. ● ​Sana mahkûm kalmak güzel. Gözlerinden öperim. N'olur yaz… ● ​Sen nasılsın canım? Elin, yüzün, havan bıraktığım gibi mi? Korkunç özlemişem seni. ● ​Korkunç azaptayım. Öylesine hülya, kutsal ve uzaksın ki... Allah kahretsin beni. ● ​Ne güzel şey; senden gayrısını takmamak, tanımamak. ● ​Seni tanımak ne yalçın bir kadermiş! ● ​Bilmiş, bilmişler sana nasıl yandığımı. ● ​Seni cehennemî bir hasretle öperim. ● ​Seni sevmek; ölümlere, zulümlere panzehirdir. ● ​Nemsin be? Sevgili, dost, yar, arkadaş… Hepsi. ● ​Sensiz tadı yok bu evrenimin. ● ​Hasretim yazına, hasretim yüzüne. ● ​Gözlerinden, gözlerinden öperim.
Leylim LeylimAhmed Arif · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201318,7bin okunma
Reklam
İnferno kanto3
10/10
·496 syf.··
2026 25. kitabı
Selamlar nasılsınız Bugün size kalbimi bıraktığım o serinin final kitabı ile geldim. Üfff bu seri var ya. anlatılmaz, yaşanır. Gerçekten kelimeler yetersiz kalıyor. Okumuyorsunuz, direkt o evrende yaşıyorsunuz. Yazarımız öyle bir dünya kurmuş ki “sen bu işi biliyorsun" diye diye okudum. Hele ki son sayfadaki yazar notu. O kadar mutlu etti ki beni. Çünkü o karakterlere doyamadım, hala merak ediyorum. Sen yaz, biz hep okuyalım. Şimdi gelelim bu güzelliğin konusuna. İkinci kitabın sonunda Alin’in söyledikleriyle şok olup kalmıştık hatırlarsanız. Final kitabı ise bizi 5 yıl öncesine götürüyor. Alin ve Demir’in ilk karşılaşması. Demir’in kalbine düşen o “kızıl afet”.Persephone’sine ilk görüşte tutulması. Sahiplenmesi. O anlar. Ama sonra yaşananlar, tedavi süreci ve her şeyin silinmesi. Ve 5 yıl sonra yolların yeniden kesişmesi. Helen, dedesinin ve Alin’in yaptıklarını kaldıramıyor ve Demir’den zaman istiyor. Demir ona o istediği kadar zamanı ona tanıyor. Ama daha fazlası için değil. Ve soluğu Helen’in kapısında alır. Çünkü artık tek bir amaç var. Tüm kartları ve çipleri bulup bu işi bitirmek. Alin nam-ı diğer minyatür şeytan Gerçekten zekasına şapka çıkartılır. Demir ona kızgın olsa da vazgeçemiyor. Ve olaylar onları alıp Las Vegas’a götürüyor. Ah o sahneler. Helen’in “seninle evlenmek istiyorum” demesi. Ve Demir’in bunu emir kabul etmesi. O nikah sahnesi? Hades & Persephone konsepti? Tam da onlara uyması. Ben şok ağzım açık okudum. Ve o aşk o çekim Alev alev . Demir sen ateşin vücut bulmuş halisin. Ensar sende bişeyler var diye diye okudum. Bakalım senden ne çıkacak. Hem Alin'le biz olmayız de hem kızı omzuna atmak ne oluyor?.
1000Kitap
İnferno: Kanto IIIAsena Nişikli · Pukka Yayınları · 2025166 okunma
Morpheus- Postlude:Watching Over Me
Puan vermedi
Nasıl oldu da hala aklım sende kaldı? Merakım mı beni endişelendiren yoksa seni merak edişim mi ? Bir köşede duruyorsun hala zihnim de acaba şuan nasılsın.Geceleri uyuyabiliyor musun ? Yoksa bunların hepsi özlemin birer parçası mı.Gemici düğümü gibi çözülmesi gerekiyor iken bu düşünceler beni iyice bağlıyor.Ulaşılamayacak olan mektuplar var.Belki görürsün umuduyla yazılan.Sahi seninde aklına esiyor muyum yaz rüzgarları gibi?
Alıntı
Milena'ya MektuplarFranz Kafka · Can Yayınları · 202365,9bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 44. kitabı
MEHMET CAN VARLIK-İÇSEL YÖN İnsan, yaşadığı olayların içinde kaybolduğunu sanıyor ama asıl kaybolduğu yer kendi zihninin içinde kurduğu otomatik senaryo. Mehmet Can Varlık, “pusula içeridedir” cümlesini romantik bir motivasyon sloganı olarak değil, zihnin çalışma mantığına dayanan bir tez gibi kuruyor: Dışarıdaki olaylar elbette var; ama o olayların sende bıraktığı etkiyi büyüten şey, beynin onlara verdiği anlam, yani senin zihin modelin. Kitabın ilk büyük hamlesi, okuru “Ben böyleyim” dediği yerden çekip “Ben böyle çalışıyorum” noktasına getirmek. Zihin–beyin–bilinçaltı ayrımı, prefrontal korteks–amigdala gibi kavramlar ve “ödül sistemi” anlatıları bunun için var: Okur, kendini “zayıf irade” ya da “yetersiz karakter” diye etiketlemek yerine, aslında iki sistemin çatıştığını görmeye başlıyor. Bir yanın planlıyor, mantıklı karar veriyor; diğer yanın tehdit algılıyor, geçmişten kayıtlı duygularla otomatik tepki veriyor. Yazarın okura hissettirmek istediği ilk duygu bence şu: Suçlu değilsin; yönetilebilir bir sistemin içindesin. Bu, kitabın en güçlü psikolojik etkisi: rahatlatma ve “kontrol geri gelebilir” hissi. Sonra olay örgüsü “neden”den “nasıl”a dönüyor. Kitap, düşünce–duygu–davranış döngüsünü kurup şunu söylüyor: Zihin bir fabrika gibi; hangi düşünceyi üretirsen, o düşünce bir duygu üretir; duygu da davranışı tetikler. Burada yazarın asıl hedefi, okuru “duygularım beni yönetiyor” hissinden çıkarıp “duygularım bir veri, ben yönlendirebilirim” noktasına taşımak. Yani kitap, okuru kurban rolünden gözlemci rolüne geçiriyor. Bu yüzden sayfalarda sık sık “Ne öğrendim?”, “Şu an kontrolümde olan ne?”, “Bundan sonra ilk adımım ne?” gibi sorular var. Bunlar basit sorular gibi görünse de aslında okura yeni bir kimlik veriyor: kendi zihninin yöneticisi. Kitabın orta damarında
İçsel YönMehmet Can Varlık · İkinci Adam Yayınları · 20251 okunma
Puan vermedi·146 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
Yıl ;2957 Dünya artık nefes almıyor. Gökyüzü kül rengi bir örtüyle kaplı, yapay güneşle ,sahte bir umutla parlıyor. aldatılıyor. Toprak “nebootik” radyasyonla zehirlenmiş nehirler kurumuş, ormanlar unutulmuş bir rüya. İnsanlık ya makineye teslim olacak… ya da tek bir çiçekten gelen umuda tutunacak . Rhizanthella gardneri. Yeraltı Orkidesi. Tek umut. Tek ihtimal. Ama , insanlığın son çırpınışı mı yoksa yeniden doğuşun tohumu mu , insanlığın son veda çiçeği mi belli değil . Dr. Ahmet ile Dr. Sezer’in arasında hep umut aradım sayfalarca . Bir yanda bilimsel bir mucize hayali, diğer yanda vicdanın çığlıkları. Siyasi Polis her köşede, her nefeste, her düşüncede. Gözetim o kadar derin ki, düşüncelerinde bile özgür değilsin. Robotlar yürüyor sokaklarda: Robo, Pixel… Duygusuz, kusursuz, soğuk. Ama biz hâlâ ağlıyoruz. Hâlâ seviyoruz. Hâlâ korkuyoruz. Hâlâ umut ediyoruz. Ve sonra… Dünya 2957’den 0’a düştü. Medeniyet çöktü. Hafıza silindi. İnsanlık yeniden taştan, ateşten ve korkudan başladı . Mağaralarda doğan çocuklar, liderlik kavgaları, “yeniden başlangıç” masalları… Her bölümde aynı soruyu sordum kendime: Biz gerçekten kurtulabilir miyiz? Yoksa 1000 yıl sonra geriye sadece sessizlik mi kalacak?
2957'den 0'aEbuzer Şahin · Gülnar Yayınları · 20263 okunma
Reklam
Reklam