Düşünüyorum da "seninle şöyle karşılıklı oturup" konuşamadık hiç. Kalabalık salonlarda ya vedalaştık ya sarıldık ya da sarılarak vedalaştık seninle. Bak, biz de belki bunun için gelmişizdir dünyaya. Bir gün bir yerde asla kavuşamalayım ve birimizden birimiz bunu fazla ciddiye alsın. Görevlerimiz böyle verilmiş olabilir bizim de. Layıkıyla yerine getirelim isterim ben. Gel, bir gün oturup konuşalım seninle, sonra yine vedalaşırız.
Mutlaka konuşalım ama sakın kavuşmayalım seninle.
Hisleri fikirlerle çevreledin mi, şairlikten münekketliğe (eleştirmen) doğru yol aldın mı, faniliğe mahkum benliğinin sonsuzluğa değil hiçliğe müteveccih (yönelik, dönük) olduğunu anladın mı aşk ufalır, ufalanır. Gene de sinekkaydı tıraş, ipek kravat, rugan ayakkabı... Eros yaralar, Azrail öldürür, amenna. Lakin meleklerle randevuya şık gitmek lazım.
... Hakikati bulduğunu sanırken, hiçliğe teslim oluyordu insanlar: Üstüne ölü toprağı atılmış, iradesiz, eylemsiz, dilsiz bir yığın, dikkat çekmeksizin can çekişiyordu. Fakat galiba ilkbahar gene de ilkbahardı.
. Kanaatimce, bir mana deryasında değil, ihtimaller ummanında nefes alıyoruz Bedri. Bir ömür bilinmezlik ile belirsizlik arasındaki ölçülemez mesafeyi katediyoruz. Halbuki bidayet ( başlangıç) ile nihayetin, iki notanın arasındaki sükûttayız. Lakin mazi bir senfoninin yanıltıcı akisleri şeklinde çalınıyor kulağımıza. İstikbale kulak kesildiğimizde de birçok azası vefat etmiş, meçhul bir orkestranın nabzını duyuyoruz.