Kürde düşmanlık sınır tanımıyor. Özel savaş medyası dört koldan şimdi de Kobanê’ye Ayn el Arap demeye başladı. Tarih diyorlar, meşruiyet diyorlar ama inkârcı zihniyet yüz yıldır bulduğu her fırsatta Kürtçe yerleşim isimlerini bir bir değiştirdi. O yerleri köklerinden, hatıralarından koparıp soğuk bir tabela taktılar üzerlerine. Yetmedi.
Bu nasıl bir öfke? Bu nasıl bir inkâr? Taşların, dağların, derelerin bile bir adı varken, bir halkın adını silmeye çalışmak hangi vicdana, hangi insafa sığar? Adlar sadece birer kelime midir? Onlar, bir halkın tarihini, kültürünü, direnişini, varoluş mücadelesini taşır. Her harfi, geçmişten geleceğe uzanan bir köprü, bir miras değil midir? Peki, bu mirası yok etmeye çalışmak, bir halkın hatırasını toprağın derinliklerine gömmek hangi akla, hangi insana yakışır? Bu öfkenin kökü nedir? Bir halkın varlığı neden bu kadar korkutur?
Kürtçe olmasın da isterse taş dilinden olsun, diyorlar. Sanki taşın dili var da Kürtlerin dili yokmuş gibi. Yeryüzünde hiçbir şehir, kasaba, köy, hatta bir avuç toprak bile Kürtlerin olmasın istiyorlar. Kürtlerin ne bir evi ne bir sokağı ne bir dağ başı. Sanki bu halk yeryüzüne değil de uzayın derin boşluğuna doğmuş.
Yıllar, isimler değişiyor ama zihniyet hep aynı. İlkel bir milliyetçiliğin pençesinde, bir halkın köklerini kazıma sevdası. Oysa adlar sadece harflerden ibaret değil; hatıralardır, yaşanmışlıklardır, direniştir. Bir halkın adını, dilini, toprağını inkâr etmek, onun ruhunu öldürmek değil de nedir?
Ey yeryüzünün vicdanı, sen neredesin? Gözlerin kapalı, kulakların sağır. Bir halkın suskun çığlığı, senin sessizliğinde yankılanıyor. Söyleyin, Kürtlerin topraksız, dilsiz, kimliksiz kalması mı insanlık? Söyleyin, bu halkın sadece var olmak istemesi neden bu kadar büyük bir suç?
Ve şimdi soruyorum size,