Hiç endişe etme toprağa girince hepsini üstüne yapacaklar zaten. Sen bunları dert etme, Rabbim düşünüyor hepsini.
Ama en ironisi şu cümleden sonra kendinizi göreceksiniz. Allah'ın verdiği nimetten dolayı Allah'a gidemediğini söylemek.
“Bilir misin, neye benzersin?"
"Devekuşuna! Avcıyı görür, uçamıyor; başını kuma sokuyor."
"... ta avcı onu görmesin. Koca gövdesi dışarıda; avcı görür. Yalnız o, gözünü kum içinde kapamış, görmez."
Buradaki avcı sizce kim oluyor? Ansızın her an gelebilen ölümdür, avcı. Ama biz ne yapıyoruz? "Çevredeki insanlar zaten aynı şeyleri yapıyor" diyoruz. Adeta devekuşu gibi kafamızı kuma saplıyoruz. Bedenimiz dışarıda ve avcı istediği zaman bizi avlayabilir.
İsterseniz devekuşuna benzediğimizi ispat edelim. Biz ölümü bile kendimize yakıştıramayız. Bugün hiç öleceğinizi düşündünüz mü? Düşünmedik değil mi? Hayat sergüzeşti şiddetli gittiğinde hiçbirimiz düşünemiyoruz.
Ama gülmeyi unutmadık, yemek yemeyi unutmadık. Ama öbür türlü işlerde nasılız? Enfes.
Manevî organ dediğimiz latifeleriniz ölmüşse veya ölmeye yüz tutmuşsa, ahirete gittiğiniz anda nasıl ki telefonun sim kartı çıkarsa hiçbir işe yaramaz, aynen öyle de latifeniz öldüğünde Allah'la bağ kesileceğinden ahirette 100 farklı organdan lezzet alacak- ken belki 5-10-20 adet organdan lezzet alabileceksiniz.
Bizim "sârihâ diye bir latifemiz var. Yani "zihne gelen fikir". "Aaa aklıma şimdi geldi!" dediğimiz anlar oluyor ya, yahu abicim aklına neden on dakika önce gelmedi? Çünkü o latife o an açıldı.
On saat film izleyebiliyorlar ama neden bir saat Kur'an okuyamıyoruz aralıksız? Çünkü latifelerimiz ölü, tıkalı... Müsaade etmiyor latifelerimiz.
Malayani işlere açığız ama Kur'an'a, hizmete, Resulullah'ın (a.s.m.) bir hadisine kapalıyız. Bunlara neden vakit ayıramıyoruz? Kardeşim piyano çalabildiğin ahenkte Resulullah'ı (a.s.m) anlatabiliyor musun? Anlatamıyorsan latifelerin tıkalı demek...