Her yaşın her ortamın her hayat şartının kendine göre haddi var. Hayatın bir akışı var ve ona teslim olacaksınız. Aynı şey beden için de geçerli. Vücudun, zihnin, hislerin bir akışı var. Ben artık belli bir yaşa geldim, yirmi yaşındaki gibi merdiven çıkamam. Bu gayet normal. Gençken bunu anlamıyorsunuz ama zamanla fark ediyorsunuz. Özellikle yaşlılık döneminde, insanın kendine fazla yüklenmemesi gerekir. Çünkü bedenin gücü azalır. Kişi, fiziksel sınırlarını göz önünde bulundurarak hareket etmelidir. Eğer bunu yapmaz yani intibak etmezse, haddini aşarak kendisinden fazla şey bekleyebilir. Bu da huzursuzluk, umutsuzluk ve kendine zulmetmeye yol açabilir.
Aslında insan olarak vazifemiz, hadsiz birine haddini bildirmek de olabilir. Çünkü onun da hakikati duymaya ihtiyacı var. Onun da bizim üzerimizdeki hakkı, bizim ona doğruyu söylememiz.
Günümüzde zulüm çok değişik kılıklarda kendini gösteriyor.Mesela bir insan, nefsini olduğundan çok daha büyük ve yukarıda görmeye başladığında, kendi nefsine zulmetmeye başlıyor. Bu defa hayattan ve kendinden beklentileri yükseliyor. Ancak o beklentilere ulaşamayınca da kendini hırpalıyor, suçluyor ve bu süreç depresyona kadar gidebiliyor. Oysa kendi nefsimize karşı gösterdiğimiz semahatta, kendimizi bütün hatalarımızla, eksiklerimizle, kusurlarımızla beraber görebilmemiz lazım.
İnsan ilişkilerinde, daha saldırgan ve sınır tanımaz kişiler, çoğu zaman haddi aşma eğiliminde oluyor. Günümüzde "narsistik kişilik” olarak adlandırılan yapı, sıklıkla başkalarının suistimali üzerinden kendine mutluluk devşiriyor.
İnsanlar, hadlerini bilmedikleri için kendilerinden olağanüstü beklentiler içine giriyorlar. "Çok başarılı olacağım, çok zengin olacağım, çok güzel olacağım, çok bakımlı olacağım, çok zeki olacağım" diyerek kendilerini baskı altına alıyorlar. Ama bu beklentiler bir noktada kendilerine zulmetmeye dönüşüyor.