Hayat bu; yine bir sey oluyor, kızıyoruz, istemeden kötü bir söz söylüyoruz ya da yanlış bir davranışta bulunuyoruz. Cenâb-ı Allah bir had koymuş, o hadde kadar bizi rahmetiyle kuşatıyor. Çünkü insanoğlu isyan etmeye meyilli...
Cenâb-ı Allah ile olan ilişkimizde haddi aştığımız zaman Allah'ın (c.c.) feyzi ve bereketi kesiliyor, üzerimizden. Biz bunu fark etmiyoruz. İşlerimiz rast gitmiyor, diyoruz. İşte o feyiz ve bereketin kesilmesinden başka bir şey değil...
-İnsan Allah (c.c.) ile olan ilişkisinde haddi nasıl aşar?
Allah'ı (c.c.) hatırlayamayarak aşar. Dünyaya dalar, aşar. Kalbi kararır. Kalpte küçük bir siyah lekedir, isyan. Ama siz Allah (c.c.) ile olan ilişkiyi kestiğiniz zaman, o siyah leke giderek büyür.
Dünyadaki her şeyin bir sınırı var. Sınırsızlık, inanıyorsanız yalnızca Cenâb-ı Allah'a mahsustur. Ancak dünyadaki eylemlerimizin, düşüncelerimizin, duygularımızın, bilgimizin gücümüzün belirli sınırları vardır ve bu sınırları bilmek zorundayız. Çünkü bu sınırları ihlal ettiğimizde önce kendimizle olan ilişkimiz bozulur. Zira insan, tek bir birey gibi görünse de içinde birçok farklı birey taşır. En basiti kendimizin dışına çıkıp kendimizi değerlendirebiliriz. Bedenimiz, aklımız, kalbimiz, vicdanımız, duygularımız bize emanet. Kendimizi çok zorladığımız ve haddimizi aştığımız zaman, kendimizi perişan ediyoruz.
İnsan bazen mutlu olabilmek için kendini kandırır ve bir yalana tutunur. Ancak tüm hayatını kendi egosu üzerine inşa ederse, içindeki firavunluk eğilimine yenik düşer. Firavun, kendi benliğine perestiş eden kişidir ve hepimizde bir Firavunluk istidadı var.