İnsanda “alışkanlık” adında bir hastalık vardır. Risalecesi "ülfet"tir. Ama bu hastalığın bir de rahmet yanı vardır. Acıya da alışabilmek. İşini kaybedersin, üç ay sonra unutursun, gider. Eşini kaybedersin, o acı iki yıl sonra diner. Çocuğunu kaybedersin, beş yıl sonra diner o acı...
Bütün dualar, beton ve tenekelere yapılır. Şu evi de alabilir miyim? Şu arabanın bir üst modelini daha mı alsam? Bütün dualarımız beton ve tenekeler için olmuş farkında mısınız? Ve işin en sonundaysa, Uludağ'da bir kışlık, Antalya'da bir yazlık.
İşin garibi ne biliyor musunuz? Takriben insan ömrü altmış yıl diyelim. Siz de ömrünüzün otuz yılını kullanabildiniz. En fazla otuz kere Uludağ'a gidebilirsiniz, otuz kere de Antalya'ya. Bunun için ahiret satıyoruz biliyor musunuz? Asıl önemli olan nokta ise ikisinin lezzetini de aynı anda alamıyoruz. Bunlar ahirette olacak çünkü.
Bütün bunları fani dünya için yaptıysak, fakat aklımız varsa Allah için yapmışızdır. Akılsızsak, nefsimiz için...
Adam Hz. Ebubekir (r.a.) gibi olmak istiyor ama malını bile veremiyor. Arada –çok özür dileyerek söylüyorum- günah çıkarmak için sadaka falan vermeyi de unutmuyor ama.
Malından vermeden, bir şeyler feda etmeden Ebubekir gibi olunabiliyor mu? Varsa öyle bir şey, biz de olalım yani.
Kendi işiyle ilgili aklınız durur, o kadar araştırmacı ama dinle ilgili hiçbir bilgi birikim elde etmeye tenezzül bile etmemiş.
İlk emri "Oku!" olan kitabın kabirdeki ilk sorusu ne olacaktır? Tabii ki de "Okudun mu?" olacaktır! Kur'an, kâinattaki bütün her şeyi içinde barındıran bir kitap... Cenab-ı Allah'ın kelâmı... Sana 6666 tane mesajı mevcut... Hâlâ okumuyor musun?