Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Değişmek diye bir şey var.Hem de hayatımızın en orta yerinde duran ve istesek de istemesek de mecbur bırakan bir şey var. Bazıları bunun karşısında direnmeye gayret ediyor, bazıları değişen her neyse hemen kabul ediyor. Ben ikisini de reddediyorum. Değişmeye karşı da değilim ama her değişikliğe hayran da değil. Kökü kuruyan ağacın öleceğini bildiğim kadar yeni yaprak veremeyenin de yaşamayacağını biliyorum.
Eskiyi özlediğimi sanıyordum evvelden ama yanılmışım. Özlediğim şey eski değil, ben kendi dünyamı özlüyorum, her günün bir önceki gün gibi olmasını istiyorum. İşte tam da bunun için söylüyorum "herkesin dünyası kendi kadardır" diye. Yok, doğrusu şöyle olacak; "herkesin dünyası derdi kadardır."
…
Tamamen haksızlar diyemem ama şunu söyleyebilirim ki; yanılıyorlar.
Bu abilerin pek çoğu gençlerin her birinin kendileri gibi olmasını istiyorlar. Yani onlara göre kendileri gibi olmayan ya da olamayan gençliğin nereye gittiği belli değil. Ve bize benzemeyenleri bize benzetmek gibi kötü bir huy var. Hepimizde... Kabul ediyorum, derin bir karamsarlık kuyusuna girmesine sebep olan bir genç güruhu da var. “Bütün genellemeler yanlıştır" sözünü tekrar hatırlatarak bu abilere şunu sormak zorundayım: "Hırsızın hiç mi suçu yok?" Bundan sonraki sorum da şu olmalı belki "İlla kuyunun içine mi bakmalısınız? Az başınızı kaldırıp da gözlerinde güneş parlayan gençleri görmek bu kadar mı zor?"
Zira içlerinde yıllardır baltalanan ama kökü hâlen dahi sağlam olan bir çınar var. Ve eğer siz su vermeyi bilirseniz yeşerecek.
Ya da şöyle söyleyeyim: Ya bunca şikâyet etmeyi bırakıp da çare olun ya da lütfen susun.
Devamlı surette bir şeylerden rahatsız olduğunu söyleyen, her vakit umutsuz olan, dermandan çok dertten konu açan, düğümü açmaktan ziyade düğüme bakıp da saatlerce konuşan insanlardan kaçtım açıkçası hep. Belki de bunun için çok fazla arkadaş edinemedim. Kitapların arasında olmayı hatta kitapların arkasında saklanmayı sırf bu yüzden daha çok sevdim. Lakin kendimi de bu saçma açmazın içinde buldu- ğum zamanlar elbette oldu. Yani ben de şikâyet ettim pek çok şeyden. Bunun için mahcup muyum? Hayır, insanım.
Hiçbir zaman şikâyet etmenin bir çare olduğuna inanmadım ben. Oturup da saatlerce “Bizden bir şey olmaz. Bu gençlik nereye gidiyor? Artık umudum yok, düzelmez abi düzelmez" gibi sonu bir menzile varmayan çıkmaz sokaklar gibi dönüp durulan konuşmalar oldum olası bana itici geldi. Böyle bir mecliste oturmaktansa tek başıma bir tenhaya ilişip yalnız başıma bir bardak çayı yudumlamayı ve henüz sahibi olamadığım kitapları düşünmeyi daha çok sevdim.
Bunca şikâyet edenlere: "E tamam kardeşim, hastalığı bulmuşsun, teşhisi koymuşsun da ilacı nedir bu illetin, çaresi nasıl olacak?" diye sormak istedim hep. Sorduğum zamanlar da oldu. Ama cevabı yoktu. Zira cevap aramıyordu zaten onlar.