Peygamber Efendimiz'in (s.a.s) ismini ulu orta zikretmemek, O'nun (s.a.s) ismi zikredildiğinde muhakkak ihtiram ifadeleriyle zikretmek, bize incelik, zarafet kazandırıyor. Fakat zaman içinde bazı insanlar inadına, ısrarla şöyle bir düşünceden hareket ediyorlar: "İslam'da ruhbanlık diye bir şey yok, o halde biz doğrudan isim de zikredebiliriz. Hz. Peygamber (s.a.s) demeyiz de ismiyle hitap ederiz.” gibi bir iddialaşma içine giriyorlar. O da bence o rikkatin, dikkatin kaybolmasına sebep oluyor
Dini hayat biraz da alışkanlıklar, ritüeller üzerine kuruludur. O ritüeller insanı inceltir, zarifleştirir. Ritüel, hayrete açmaktır, kendini. Dış dünyanın size sunduklarına zihninizi, gönlünüzü bütün bereketiyle açmaktır. O ritüellerden uzaklaştığımız zaman, kendi nefsimizi eğitmekten de uzaklaşmış oluyoruz.
Allah'ın (c.c.) verdiği akıl çok mühim. Ama sınırı var. Sınırı kim belirliyor? Vahiy belirliyor. Bu çok mühim bir ayrımdır. Bunu görmek lazım. Ve bunu hayata rehber edinmek lazım. Dolayısıyla böyle baktığımız zaman hiçbir şey şaşırtıcı değil. Vahyin söylediği çıkıyor. Biz beşer olarak şundan dolayı şaşırıyoruz: beklemiyoruz, unutuyoruz, gaflet ediyoruz. Halbuki pekâlâ, olabiliyor.