Siz aklı rehber edindiğiniz zaman bu dünyada maddi olarak var olmak istiyorsunuz. O zaman dünyanın imkânları kısıtlı. Hayatın size getirdiği şartlar da kısıtlı. Kader diye bir şey var. Orada o zaman yolların kesiştiği anda ötekini yok ederek var olacağınızı biliyorsunuz. Şu anda Gazze'de olan bu. Ötekini yok ederek var olmak istiyor. Niye? Çünkü Gazze'nin denizin ilerisinde gaz yatakları var, petrol yatakları var. Bunları herkes biliyor dünyada. Bu nüfusu buradan çıkarayım, bu arzdan çıkarayım, oraya yerleşeyim, istifade edeyim diyor ama kazın ayağı öyle çıkmıyor. Dolayısıyla modernitenin boşluklarını İslam toplumları görmeye başladı.
Batı modernitesinin en temel meselelerinden bir tanesi, ölümü inkârdır. Yani ölümle barışık değil. Dolayısıyla ölümü bir yok oluş, hiçlik olarak gördüğü için onun ârazlarını her yerden silmek istiyor. Hatta mümkün olduğunca mezarlıkları şehrin dışına almak istiyor. Ölümle ilgili her türlü işareti kaldırmak istiyor. Hızlanma kültürü de bununla alakalı. Aşırı meşguliyet aşırı hızlanma aşırı iş eksenli kültür... Adeta sonsuza kadar yaşayacakmışız hissini insanlara şırınga eden bir mekanizma. Ve insanı aslında kendi hakikatine yabancılaştırıyor.
Aklı rehber almak güzel bir argüman. Ama zayıf. Nefs, aklı çok kolay esir alır. Rasyonaliteyi ön plana çıkardığınız zaman nefs-i emmâre sevinir: Bana özgürlük alanı açıldı, der. İnsanoğluna, nefsin önünü açacak bir imkân tanıdığınız zaman egosu ön plana çıkar. “Ben” der, önce.
İnsanın "düşüşü” kendi ilahi özüne yabancılaşmasından, aslından uzağa savrulmasından, içindeki sonsuzluk özlemini görmezden gelmesinden başka nedir ki?
Bir çiçek kırılgandır ama kokusuyla, rengiyle bizi mest edecek kadar da kuvvetlidir. Üstelik güzellik bizi adalete davet eder. Bir çiçeğin bir ağacın bir ırmağın güzelliğini idrak edebilen kişi onlara zarar veremez. İnsanın güzelliğini gören, onu incitmek istemez. Kalbimizin ayarlarıyla oynayalım ve etrafımızdaki güzelliği, ruhumuza görünür kılalım.