İstanbul bıçkınları, külhanileri, padişahın ihtiras sahibi has nedimine “Emir-i Kûn” lakabını takmış. Kûn kelimesinin karşılığını bir Arapça lügattan bakınız. Yüz kızartıcı lakap, İstanbul kibarlarının da ağzına düşmüştü, fakat onlar iki kelimeyi birleştirip azıcık da değiştirdiler. “Mirgün” dediler. Zaman ile de tamamen değişti, İstanbul ağzı Türkçenin zarafet kaideleri galebe çaldı, “Erguvan” adındaki çiçeğe benzetildi, Yusuf Paşa’nın yalısının bulunduğu Boğaziçi’nin en güzel yerine “Emirgan” denildi.
“İhbar üzerine Kocamustafapaşa’da fırında pasacı bir oğlan yakalamışlar, er kılığına girmiş avrattır, demişler, ağa kapısında Yahudi tabip gördükte bu oğlan Herem İfrit kavminden demiş, yeniçeri ağası kulunuz Safranbolu’dan olan o pasacı oğlana ne yapmak gerekir diye sorar.”
Padişah meseleyi ciddiye almadı:
“Hekimbaşı görsün. O erdir derse erdir, geldiği yere gitsin, avrattır derse, hemen kocaya versinler, evinde edebiyle kapansın” dedi.