Yaşarken gerçeklik hissi vermeyen bir yaşam ne kadar uzun sürerse sürsün, bir anlamı olmayacağı kanısındaydım. Artık, bunu kesin olarak anlayabiliyordum.
Acaba en son ne zaman bir kitabı bastan sona okuyabildim? Bir de, acaba hangi kitapti o okuduğum? Ne kadar düşündüysem de o son kitabın adı aklıma gelmedi. İnsanın yaşamı nasıl oluyor da böylesine değişip, tam tersi bir hal alabiliyor, dedim içimden. Bir zamanlar tutkuyla, durmaksızın kitap okuyan o eski ben nereye gitmişti acaba? o yllarn, o anormal denebilecek siddetteki tutkunun anlam neydi benim için?
Güclü bir rüzgâr esecek olsa, bedenim havalanıp dünyanın en uç noktasına kadar gidiverir herhalde, diye düşünüyordum. Dünyanın en uç noktasındaki adı duyulmamıs, hic görülmemis topraklara... Böylece orada bedenim ve bilincim sonsuza dek ayrılırdı birbirinden. o yüzden, bir şeylere sımsıkı sarılmak istiyordum.