Alice

İlişkide daha özerk ve suçlama içermeyen bir konuma geçtiğimizde ve hatta bunu yapmayı sadece düşündüğümüzde bile, ayrılık huzursuzluğunu yaşayabiliriz. Bu huzursuzluğun nedeni kimi zaman, kesin bir tavır benimsediğimizde (“Özür dilerim, ama benden istediğin şeyi yapmayacağım”) bir ilişkiyi ya da işimizi kaybedebileceğimize dair duyduğumuz gerçekçi korkudur. Ama “ayrılık huzursuzluğu” daha çok, ayrılığa ve bireyselliğe karşı içimizde duyduğumuz ve kendimizi ifade etmekten kaçınmamızın beklendiği ilk aile deneyimlerimizden gelen hoşnutsuzluğa dayanır. Bu tür taleplere özellikle kız çocukları duyarlı olur ve özerk “ben”e sahip çıkmaktansa, ilişkideki “bizi” korumada ustalaşabilirler.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Karen’ın büyük bir patlamadan korkmasından öte, bilinçaltında gizlediği daha da büyük bir korkusu vardı. Öfkesini kendi düşünce ve duyguları hakkında kesin bildirimlere dönüştürmekten korkuyordu; bunu yaptığında, farklılıklarımızı belirtip diğerlerini de aynı şekilde davranmaya teşvik ettiğimizde yaşadığımız rahatsız edici ayrılık ve yalnızlık duygusunu uyandırabilirdi. Maggie bu “ayrılık huzursuzluğu”nu, annesiyle bebeği hakkında yepyeni ve olgun bir biçimde konuştuğunda yaşamıştı. Sandra, bu kadar eleştirici olduğu için Larry’den özür dilediğinde ve kendi mutluluğunun sorumluluğunu üstlendiğinde aynı duyguyu yaşamıştı. Barbara da, kavga etmekten vazgeçip, “öfke” konulu grup çalışmasına gitmeyi planladığını kocasına sakin bir şekilde söyleyebilseydi, aynı şeyi hissedecekti.
Karen’ın kendi yıkıcılığı ve erkeklerin alınganlığı konusunda korku duyması şaşırtıcı değil. “Erkeklik” ve “kadınlık” tanımlarımız, kadınların erkekler için tehdit etmeyen yardımcılar ve ego geliştiriciler olması gerektiği şeklindedir; aksi takdirde erkekler kendilerini hadım edilmiş ya da güçsüzleşmiş hissederler. Burada Karen için sorun, bu akıldışı korkunun yüksek bir bedelinin olmasıydı. Karen kavgadan kaçınmanın ötesinde, kendi görüşüne sahip çıkmaktan, diğerlerinden açıklama talep etmekten ya da kendi isteklerini belirtmekten de kaçınıyordu. Çünkü bütün bunlar, diğerlerini incitebilecek ya da yok edebilecek, potansiyel olarak yıkıcı eylem kategorisine giriyordu.
Ayrıca, pek çok kadın gibi o da, öfkesini denetimli, dolaysız ve etkili bir şekilde ifade etmekte deneyimsizdi.
Karen, fikirleri başkaları tarafından onaylanmadığında gerçekten güvenini kaybediyordu, ama bu güvensizlik aslında, daha ciddi bir sorunu örtmekteydi: Karen kendi konumunun haklılığını kabul etmekten korkuyordu; çünkü bunu yaptığında, kendi savunusunu sürdürmek zorunda kalacaktı.