-Neredeyse tüm insanlık seninkinin benzeri bir cehalet içinde zaten.
-Nasıl olmasınlar ki? İnsanların inançlarını senin gibi sömürenler oldukça tersi mümkün mü?
Epikür'ün bilgelik dolu sözlerini hatırlatırım size. Ne demişti: Acıdan bir kederden kaçıp, mutluluğum ve refahın peşinde koşmak yegane insani hedeftir.
Bakın eğer biri, benim gibi biri diyelim, gördüğü, hissettiği, algıladığı hiçbir şeye güvenemeyeceğinin farkına varır, yalnızca bilinmezlikle, belirsizliklerle kuşatılmış olduğu kanaatine erişirse, hayallerinin elinde oyuncak olduğunu algılarsa hiç üzülmez. Bunu bir olumsuzluktan ziyade Hayati bir gereklilik olarak algılar. Kendisinin de er ya da geç bu duruma intibak etmesi gerektiğini kavrar. Hayal hayatın temel yapı taşlarından biridir. Bizim hasmamız değil, bizi ayakta tutacak vasıtaların en önde gelenidir. Heraklit kainatı hiçbir planı olmayan zaman tarafından tanzim edilmiş bir karmaşa yığını olarak görüyordu. Zamanı da istediğinde devirip sağa sola saçtığı istediğinde ise düzenli bir biçimde üst üste dizdi renkli taşlarla oynayan bir çocuğa benzetiyordu. Ne kadar yerinde bir teşbih! Zaman bir hükümdara, bir sanatçıya benzer. Amaçsız tutkularını vücuda getirerek önce dünyayı peşlerine takarlar. Sonra da bizi anlamsızlığa, boşluğa iterler. Bir taraftan da kendi yarattıkları kanunların kölesi haline gelirler. İşte böyle bir dünyada yaşıyoruz. Dünyayı işleten kanunlara karşı çıkabiliriz elbette. Ama biz de bu kanunların parçasıyız ve onlardan kurtulma imkanımız da yok. Kısacası burası hataların ve hayallerin en önemli faktör olduğu bir dünya.
Empedokles tüm bilgilere algılarımız sayesinde erişebildiğimiz kanaatindeydi. Algılayamadığımız bir şey düşüncelerimizde de yer etmez. İyi ama madem duygularımız bizi aldatıyor onlar sayesinde elde ettiğimiz bilgilerin hakikatine nasıl güveneceğiz?