"siz ölümlüler, öyle coşkulu yanıyorsunuz ki. ve sen, çoğundan daha coşkulusun, will. seni hiçbir zaman unutmayacağım."
"ben de seni," dedi will. "sana borcum büyük. lanetimi kırdın."
"lanetli değildin."
"evet, öyleydim." dedi will. "öyleydim. benim için yaptığın her şey için teşekkürler, magnus. bunu daha önce söylemediysem, şimdi söylüyorum. teşekkürler."
magnus elini indirdi. "daha önce hiçbir gölge avcısı'nın bana teşekkür ettiğini sanmıyorum."
"Sana daha önce de söyledim, beni terk etmeyeceksin, Jem," diyen Will, kanlı elini hançerin kabzasından çekmedi. "Ve sen hâlâ benimlesin. Nefes aldığımda seni düşüneceğim. Çünkü sen olmasan yıllar önce ölmüş olurdum. Uyandığımda ya da uykuya daldığımda, kendimi savunmak için ellerimi kaldırdığımda ya da ölmek için yattığımda benimle olacaksın. Sen hepimizin tekrar tekrar doğduğunu söylersin. Bense diyorum ki, ölülerle hayattakileri ayıran bir nehir var. Bildiğim şu: Tekrar doğarsak, seninle başka bir hayatta buluşacağım ve bir nehir varsa kıyısında sana gelmemi bekleyeceksin ki, nehri birlikte aşabilelim."
Avucundaki kesik iyileşmeye başlamıştı bile -tenindeki yarım düzine iratzenin sonucu.
"Duydun mu, James Carstairs? Biz ikimiz ölüm uçurumuna rağmen, kaç nesil gelip geçerse geçsin birbirimize bağlı kalacağız. Daima." Ayağa kalktı ve aşağı, bıçağa baktı. Bıçak Jem'in, kan Will'indi. Yerdeki bu nokta, Will onu bir daha bulsa da bulmasa da, onu bulmak üzere hayatta kalsa da kalmasa da onların olacaktı.
Will, "Seni ölümle tek başına yüzleşmeye terk edemem," diye fısıldadı ama yenildiğini, iradesinin kumlarının akıp gittiğini biliyordu.
Jem geceliğinin ince kumaşının üzerinden omzundaki parabatai rününe dokundu. "Ben yalnız değilim," dedi. "Nerede olursak olalım, biz biriz."
Will yavaşça ayağa kalktı. Yapmakta olduğu şeyi yaptığına inanamıyordu ama bunu yapacağı Jem'in gözlerinin siyahlarının etrafındaki gümüşi halka kadar netti. "Bundan sonra başka bir hayat daha varsa," dedi, "seninle o hayatta buluşalım, James Carstairs."
"Başka hayatlar olacak." Jem elini uzattı ve bir an için, parabatai törenlerinde olduğu gibi el tutuştular, ikiz ateş halkalarının üzerinden uzanıp parmaklarını birbirininkine doladılar. "Dünya bir çemberdir," dedi Will. "Yükseldiğimizde ya da düştüğümüzde, bunu birlikte yaparız."
Will, Jem'in elini daha sıkı kavradı. "Peki, o halde," dedi boğazı sıkışarak "benim için başka bir hayat olacak diyorsan, dua edelim de, onda da işleri bunda batırdığım gibi batırmayayım."
Jem ona gülümsedi. Bu tebessüm Will'i, en kara günlerinde bile yatıştırırdı. "Bence senin için hâlâ umut var, Will Herondale."
"atque in perpetuum, frater, ave atque vale," diye fısıldadı yavaşça. nedense şiirin sözleri daha önce hiç ona bu kadar uygun gelmemişti: daima ve sonsuza dek, selam ve elveda, kardeşim.