“… İstiklal Harbimiz bittikten ve ben gerçek çehremle ortaya çıktıktan sonra benim için 'Türk Lavrensi' dendiğini duydum. Fakat ben bir 'Lavrens' sayılmayı şeref değil, bir zül addederim. Zira Lavrens, sömürge edinilmiş yabancı memleket halkları arasında İngiliz kapitalistleri hesabına ayrılıklar yaratmakla görevlendirilmiş bir casus idi, ben ise casusluğumu kendi memleketimin milli kurtuluş kavgası hesabına yaptım. Üstelik Lavrens o adi hizmeti yaparken çil çil altınlarla oynuyordu. Ben ise bütün kavgalarıma tek sermaye olarak kendi başımı, kendi canımı koydum! Bunun içindir ki beni kimse Lavrens'e benzetmesin. Zira bu bana vatan hizmetinde iken halkımdan yediğim tükürükler kadar haksız bir hakaret olur!"
“İşgal kuvvetleri zabitleri ile sıkı temaslarım da göze batınca bana: ‘Gâvur Mümin’ dediler. Yani kâfir. Yani hain Mümin! Gerçi o zamanlar hakkımda bu hükmü vermiş olanlara kin veya öfke duymakta değilim.”
…
“Nitekim o seneler zarfında doğduğum İzmir şehrinde yüzüme tükürenler bile oldu. İtiraf edeyim ki, o tükürükler bana daha evvel cephelerde yediğim kurşunlardan bile daha acı ve ağır geliyordu.”
…
“Ödümü patlatan tek korku günün birinde onlara hesap veremeden ölmem ihtimali idi. Düşün bir kere. Sen vatan uğrunda dövüşürken ölecek, sonra vatan haini sayılacaksın.”
“Senin bana ‘ille içine gir’ dediğin tarih çok kalabalık bir yerdir. Şayet her vazifesini yapan oraya girmeye kalkışırsa trafik kazalarından orada da kurtulamayız. Ama sen ki kıramayacağım kadar sevdiğim insansın, mademki benim naçiz hatıracıklarıma kıymet vehmediyorsun, istersen ölümümden sonra benden dinlediklerini dilediğin biçimde yazarsın. Fakat sakın bunu ben hayattayken yapma ki mahcubiyetten ölmeyeyim.”
“Biz şimdi Yunan istila ordusundan ve onları destekleyen Avrupalı düşmanlardan gayrı bir de Halife sıfatlı Padişah ordusuyla ve onun Anzavur gibi gaddar, yobaz uşaklarıyla uğraşıyoruz.”