Bazı insanlara galip gelme hevesinde olanlar, diğer bazı insanların kendi üzerinde galibiyet tesis etmelerini peşinen kabul etmezlerse hedeflerine ulaşamazlar. Yegâne galip Allah'tır inancı taşıyanlar ise hükmetmeyi reddettikleri oranda hükmedilmeyi de reddetme imkanını elde tutarlar.
Simdi bakalım şu modern insanlar arasında yalnızlık çekenlere... Onlar için var mı yalnızlık? Yahut yalnızlık denilen şey sahiden var mı? İnsanların yalnızlık dedikleri şey, adını koymaya çekindikleri ya da artık adını bile unuttukları bir başka şey mi acaba? Dağ başındaki çoban, ormandaki avcı, bulundukları yerde insan olarak tek başına kaldıkları halde "yalnız" değiller; insanlardan uzak yaşamayı bile isteye seçmiş bir kimseye yalnızlık içinde değil de "inzivada" diyoruz. Buna karşılık, büyük şehirlerde çok sayıda benzeriyle birlikte, onlarla yanyana yaşayan insanların, her günkü sıkı ve birbirine bağımlı ilişkiler içine gömülmüş İnsanların yalnızlık içinde olduğunu söyleyebiliyoruz. Öyleyse yalnızlık adını verdiğimiz şey, insana dışından gelen bir şey değil. İnsan, yalnızlığı içinden türetiyor, insanların içini kaplıyor yalnızlık.
Kendi başına bir şeyler başaramazsan, başkalarıyla birlikte de işe yaramazsın. Neyi başaracaksın? En iyi yapabileceğin ne ise onu. Bir şeyi senden iyi yapan olmamalı. Onu başar.
Tanrı'nın zamanı boldur. Zamana muhtaç değildir O. Şeytana, kötüye, uyumsuza, inkara, kara renge fırsat verişi bundandır. Ama insanın zamanı dardır, zamana muhtaçtır. O zamanı iyi kullanmak zorundadır o. Onun için, Tanrı'nın bir sınav için musallat ettiği, bu yarasalara özgü ruh durumlarından korunmak zorundadır.
Tanrı'nın kulu olmayı bir alçalış gibi gören züppe ruh, farkında değildir ki, Tanrı'ya köle olunmaz, ancak kul olunur.
...
Tanrı'ya kul olmak, Tanrı'ya teslim olmaksa insana kendi özgürlüğünü buldurur. Kendi öz damarına inmiş olur insan böylece. İşte o anda Allah'a şahdamardan daha yakın olur. Ve İşte o zaman, insan, Tanrı'nın halifesi olur.