Hatırlıyorum da henüz beş yaşında bile değilken babam beni eğitmeye, yani daha açık söylemem gerekirse, bana kötek atmaya başlamıştı. Değnekle döver, kulaklarımı çeker, başıma vururdu. Bense her sabah uyanır uyanmaz, her şeyden önce bugün de beni dövecek mi diye düşünürdüm. Oyun oynamamız, yaramazlık yapmamız yasaktı. Sabah ve öğleden önce yapılan ayine katılmak, rahip ve keşişlerin ellerini öpmek, evde ilahiler okumak zorundaydık. Sen dindar birisin ve bütün bunlardan hoşlanıyor olabilirsin ama ben dinden korkuyorum. Bir kilisenin yanından geçtiğim zaman çocukluğum aklıma geliyor, dehşete kapılıyorum.
Her insanın derisinin altında elektrik akımı içeren mikroskobik bezeler vardır. Elektrik akımları sizinkilere paralel olan biriyle karşılaştığınızda aşk ortaya çıkar.
Yatağında uzanıyor, sürekli bu taşra hayatında nasıl zavallı hadiselerin meydana geldiğini, hayatın nasıl tekdüze ve aynı zamanda huzursuz edici olduğunu düşünüyordu. Sürekli irkilmek, bir şeylerden korkmak, sinirlenmek ya da kendini suçlu hissetmek zorunda kalırdınız.
Kendi kendine şu soruyu sordu: Sadece dış görünüşü hoşuna gitmediği için bir insanı reddederek iyi bir şey mi yapmıştı? Aslında sevmediği bu adamla evlenmek, hayalleriyle, mutluluk hakkındaki düşünceleriyle ve evlilik hayatıyla sonsuza kadar vedalaşmak anlamına geliyordu. Ancak hayallerini kurduğu kişiyle ileride bir gün karşılaşacak mıydı, ona âşık olacak mıydı?
Hayret ediyorum, uzun zamandır hayretler içerisindeyim, beni neden bu zamana kadar tımarhaneye yatırmadılar? Neden üzerimde deli gömleği değil de bu redingot var? Hâlâ adalete ve iyiliğe dair inancım var, aptal idealistin tekiyim. Bu zamanda bu delilik değil de nedir?