Öyle ki,sonunda,hiçbir şeylerini almadığı sayısız kişinin gözünde cömert ve hiçbir şey vermediği az sayıdaki kişinin gözünde cimri birisi haline gelir.Günümüzde büyük işleri yalnızca cimri kabul edilenlerin yaptığını,ötekilerin yok olup gittiğini gördük.
Birçok kişi ,kendi adına,gerçekte hiç görülmemiş ve hiç bilinmeyen cumhuriyetler ve prenslikler hayal etmiştir;kişinin nasıl yaşadığı ile nasıl yaşaması gerektiği arasında öyle büyük bir uçurum vardır ki,yapılması gereken uğruna yapılanı terk eden kişi,çok geçmeden korunmasını değil, yıkımını öğrenmiş olur;çünkü herzaman iyi bir insan olmak isteyen kişi,iyi olamayan onca insan arasında kesinlikle yıkıma uğrayacaktır.Dolayısıyla, konumunu korumak isteyen bir prensin iyi olmamayı öğrenmesi ve bunu duruma göre kullanması ya da kullanmaması gerekir.
Sağduyulu bir kişi, her zaman büyük insanların açtığı yollardan gitmeli ve en kusursuz kişileri taklit etmeli -böylece, gücü onlarınkine erişemese bile, hiç olmazsa bir ölçüde onun havasını yansıtacaktır- ve usta okçular gibi yapmalıdır: Onlar , vurmak istedikleri yer çok uzak göründüğünde, yaylarının gücünü bildiklerinden, hedef aldıkları yerin çok daha yukarısına nişan alırlar: Oklarıyla o kadar yükseğe erişmek için değil, böyle yükseğe nişan almanın yardımıyla hedeflerini vurabilmek için.
Aristotales, Yunan şehir devletinde özgür yurttaşı devletin varlığının temel nedeni olarak görürken, Machiavelli sıradan yurttaşları önemsiz, basit kimseler olarak görür; onlar, ortak bir siyasal yaşamın kurucu öğeleri olmaktan çok, prensin iradesine bağımlı bir toplulukturlar.