Suçu başka bir mevkiye yıkmak veyahut kabullenmek arasında çok ince bir çizgi var. Ama var.
“Bunun için beni değil ailemi aç bırakan bana iş vermeyen devleti yargılamaları gerekirdi; fransız makamlarını. Giyotinin kanlı bıçağının altına onların yatirilmasi gerekirdi benim değil!”
yalanlarını hatırlıyorum her gün hani kalacaktın hep yanımda
yeni yıla evimizde girdim hani bir sözümüz vardı, tek başıma tuttum
seni biraz daha unutuyorum her gün, ve biliyorum ki geçecek yakında
sen her şeyi hatırlayacaksın ve göreceksin o gün, ben hatırlamıyor olacağım
Hasta veyahut yaralı bir çiçeği daha fazla canı acımasın diye toprağından koparıp kendi evinde beslemek... Çiçek iyi niyetini bilir mi hiç? Ufak bir tebessüm. Ölü gülüşler... Sonrasında onu toprağından ayırmanın vicdan azabı peşini hiç bırakmaz. Ve ne olursa olsun çiçeğin ellerine değil toprağına ihtiyacı olduğu bilmek de katlanılmaz bir acıyla eşlik eder. Toprak artık çöl olsa hatta hiç olmasa bile eski manası baki kalır.
Gerçek olup olmadığını bir türlü anlayamadığım, sonunda ellerim senin ellerini tutunca alev alev yanıyor hissine kapıldığım bir rüyadan uyandım az önce. Yine elimde sigara ile uyumuşum. Ama ne uyku yedi dakika kadar. Bütün bir ilişkimizi tekrar yaşayıp tekrar öldüğüm bir rüya. Aslında şimdi de farklı değil gibi ne dersin? Konuştuklarımız gerçek mi? Sevgin gerçek mi? Sanırım rüyamda da ancak bu kadar merak edip sorguladım bana olan hislerinin gerçekliğini. Orda bir yanıt alamamıştım. Şimdi de çok farklı değil. Hala cevapsız bir sevgin var. Ama sevgi cevapsız olur mu? Açıklama ihtiyacı hissetmediğin, tartışırken kendini geriye çekip spontane cevaplar verdiğin, olduğun yerde kalmak isteyip kalkalım hadi biraz nefes alalım diyen eli hor gördüğün bir sevgi gerçek olur mu hiç?