ruh evinin mültecisi,
üzerinde başkalarının ona biçtiği bir deri,
kendisinin sanıyor.
ve içeriden kuruyor,
en yumuşak kumaşlarla da sarsa kendini,
en göz alıcı boyaları da sürse,
göz kapaklarından derileri dökülüyor,
gözünün feri sönüyor,
içindeki kanama,
sedefli ojelerin renkleriyle durulmuyor,
kendin olmamanın,
kalbine sormamanın sakatlığı,
parlak ışıklarla, rujla, rimelle, şarapla, tapular ya da arabalarla, yanında var gibi duran ama aslında olmayan bir kocayla doymuyor...
Yaşam yolumuzun ortasında, yapılacak işler bittiğinde, okunacak okullar, geçilecek sınavlar, evlenilecek kocalar, tırmanılacak ve terk edilecek kariyer basamakları geride kalınca, işte o zaman çıkar gelir karanlık orman. Bundan sonra yolumuz kendimizi bulmaya doğru gitmezse eğer, karanlık orman hayatın devamını geçireceğimiz yer olarak kalır.