“Bazı cümleler çok güzel.”
Sevdiğim bir şiir. Sanki bilmediğim bir zamana ait masal gibi. Bol yıldızlı bir göğü seyrediyormuşum gibi...
youtube.com/watch?v=ZNLA4ED...
Aşk anlatılmaz, anlatılabiliyorsa aşk olmaz. Hem aşk iki kişilik dahi değildir. Sevdiğine sevdiğini söylemek zor şeydir. Maşuk dahi âşığa aşk etmek zorunda değildir ki. Aşk iki kişilik bile değil,tek kişiliktir. Bilir bunu Abdullah ve sukût eder. Mademki bu aşk dedikleri ona nasip olmuştur ve kendinindir, o vakit derdi de yalnızca onun olsa gerekir.
Hani diyor ya bir eski zaman seyyahı “ İstanbul'a bir bakışımı bütün bir cihana değişmem” diye,başka bir cümle bulamıyorsun söyleyecek, sadece hayran kalıyorsun.
Genelde kitapların önsözünü okumayı pek sevmeyiz ama bu kitapta yazar okuyucuya seslenip ; “sana yazmak bir dostla dertleşmek gibi geliyor bana.” deyip başlıyor yazmaya . Ben elimde bir kalem neredeyse tüm kitabı çizdim. Aslında bir solukta okunabilecek bir kitabı bitsin hiç istemediğimden bir yılda usul usul okudum. Daha doğrusu yaşadım diyebiliriz. Kitabın konusuna gelecek olursak ; Bir kış vakti karların İstanbul'da köprüyü kapatmasıyla evine gidemeyen bir kütüphanecinin o gece kütüphanede kalıp can sıkıntısıyla raflarda gezerken bir eline geçen incecik bir kitabın okumasıyla başlıyor. Tüm hikaye o kitapta geçiyor. Abdullah'ın hüzünlü aşkı nam-ı diğer Telli Baba'nın hikayesi bu. Aslında üzerinde uzun uzun konuşulacak öyle güzel bir kitap ki ne söylesem spoiler vermiş olurum. Ama mutlaka okunmalı. Kitap bitince şunu dedim kendime; İstanbul'a gidince Sarıyer'e git, Telli Baba'ya dua et, çaycı Tevfik'e uğra bir çay iç. O kadar çok sevdim ki kitabı alıp şöyle bir kalbime soksam yeridir. Mutlaka okumalısınız