Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı.
Tutku sözcüğünün ağızlarda dolaştığını duyabiliyordum ancak. Rahip efendinin kalın sesi herkesi bastırıyordu ne var ki. "TUTKU KORKUYU KOVABİLEN TEK GÜÇTÜR” diye bağırıyordu.
Yaşam bir harikadır, dedi doktor bey kutsallara özgü kalın, okşayıcı bir sesle: “Yaşam süreci, insan vücudundaki organların tümü, bunların çalışmaları, görev bölümü yapmaları bizlerin kavrayamayacağı denli karmaşıktır. Hangi birimiz doğanın bu gizemliliğini çözümleyebiliriz?”
Kitap bu! – dedim Amerika'yı bulan Kolomb'un sesiyle. - Sen bir kitap yazıyorsun. Kitap yazanları oldum olası beğenir ve sayarım... – Kitabın ilk sayfasını açtım. OTOMATİK PORTAKAL yazılıydı. – Ne kadar saçma sapan bir ad bu, kitap için! OTOMATİK PORTAKAL’ı da kim duymuş? Yüksek sesle okumaya başladım:
Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum...