Öyle ya da böyle, bilinçli hayatların çoğunu meşgul eden bu konuşma gölgelerini duyunca üstüme bulantıyla karışık bir sıkıntı çöker, örümcek lerin dünyasına sürülmüş gibi daralırım ; ve gerçek insanların arasında ezildiğimin, ev sahibimin ve komşuların beni binadaki öbür kiracılarla bir tutmasının kaderim olduğunun farkına varırım ansızın ; işyerinin arka tarafındaki pencerenin parmaklıkları arasından, yağmur altında, sefil bir avlu olan hayatımda biriken herkesin pisliklerini iğrenerek seyrederim.
Böylece herkes, yaşadığını hissetmenin umutsuzluğuyla baş başa, yapayalnız kaldı. Gemiler denizlerde yüzmek için yapılmış gibi görünür ; ama asıl amaç yüzmeleri değil, limana varmalarıdır. Bizimki de tıpkı böyle bir yüzmektir işte, hangi limana gideceğimize dair en ufak bir fikrimiz olmaksızın. Argonotların macera kokan sözünü acılı bir perdeden tekrar edelim : Gerekli olan yüzmektir, yaşamak değil.
Doğduğumuz andan öldüğümüz ana dek, tıpkı bedenimiz gibi ruhumuzda ağır ağır değişir. Bir yolunu bulda bu değişimi hızlandır, bazı hastalıklarda ya da hastalıktan kalkınca bedendeki değişimlerin hızlandığı gibi
Yaratmak uğruna kendimi yok ettim ; kendi içimde o kadar dışarı attım ki kendimi, kendimin dışında bir varlık sürüyorum artık. Farklı oyuncuların farklı oyunlar oynadığı boş bir sahneyi ben.