Serpil G.

Serpil G.
@sergok75
Ölümle mi atıyorum imzamı? Hayır, ölümle bile değil. Benim gibi yaşayan bir insan ölmez: Biter, solar, bitkisel hayata girer. Bulunduğunuz yer varlığını sizsiz sürdürür, geçtiğiniz sokak görülmez olduğunuz halde yaşar, içinde yaşadığınız ev, siz olmayan sizi barındırır. Hepsi budur ve biz buna hiçlik deriz, ama bu hiçlik tragedyasını bile oynayamaz, alkışlayamayız, çünkü gerçekten hiç olduğuna bile emin olamayız; biz ki hem hayatın, hem de gerçeğin içinde biten otlarız, biz ki camların hem içine hem dışına biriken tozlarız, biz ki Yazgı ' nın torunları, Tanrı' nın evlatlıklarıyız, Tanrı sonsuz Gece 'yle evlidir ve o da hepimizi doğurmuş olan Kaos' un duludur.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gözlerim dışarıya dalmadan önce ne düşünüyordum? Bilmiyorum... İrade mi? Çaba mı? Yaşamak mı? Etrafı saran yoğun ışık seline bakılırsa, gökyüzü hemen tamamen maviye kesmiş olmalı. Ama içimde hiç huzur yok - ah, huzur nedir bilemeyeceğim, asla! -, yüreğimin derininde, bir vakitler sattığımız o evin bir köşesindeki ihtiyar kuyu, yabancılaşmış bir evin tozlu tavan arasına tutsak kalmış çocukluğumun anısı var. İçimde huzurdan eser yok, hayır, ama - ne yazık! - huzuru tatmak için istekte yok.
Penceremin ardından hissedemediğim hafif bir rüzgâr, havada yükselip alçalarak diklemesine inen yağmuru parçalıyor. Gökyüzünün görmediğim bir köşesi ağarıyor. Bunu karşı pencerenin oldukça pis camının ardında, içerde, duvarda asılı duran bir takvimi belli belirsiz seçebilmemden anlıyorum. Her şeyi unutuyorum ; öylece kalıyorum, görmeden ve düşünmeden.
Dağları kuşatan yollarda, dik yamaçların arasına sıkışmış vadilerde ruhsuzca, düşüncesizce, kendinden arınmış bir duyguyla dolaşsam ve bunalmış bir halde, uğursuzca uzaklara gitsem... Tablolara benzer manzaraların içinde kaybolsam. Uzaklarla, renklerle hafifletilmiş bir yok - varlık...
Yağmurun sesinden doğan sessizlik, seyre daldığım daracık sokakta, griye çalan, giderek yoğunlaşan tekdüzeliğin içinde dağılıyor. Yaslandığım camın ve her şeyin yanında durmuş, gözüm açık, ayakta uyuyorum. Binaların kirli cephelerinden, özellikle ardına kadar açık pencerelerden kopan ışıl ışıl, karanlık suyun iplik iplik dökülmesinin içimde, hangi duyguları uyandırdığını bulmaya çalışıyorum. Ve ne ne hissettiğimi ne neyi hissetmek istediğimi biliyorum, ne de ne düşündüğümü ya da kim olduğumu.