Hayattan çok az şey istedim - ama o kadarını bile esirgedi benden. Azıcık güneş, kırlar, bir lokma ekmek, bir lokma huzur, canımı fazla yakmayacak bir yaşama bilincim olsun ve bir de ne kimseye muhtaç olayım ne el âlem bana muhtaç olsun. Bu kadarı bile esirgendi benden, hani yüreğimizin katılığından değil de, paltomuzun düğmelerini açmaya üşendiğimiz için dilenciyi başımızdan savarız ya, işte o şekilde.
Hiç bir şey olmaksızın yücelmek, geceleri kazandığım ne muhteşem bir zafer bu! Bilinmeyen bir güzelliğin görkemi, nasıl da karanlık bir görkemdir... Birden, İsa nın özünün taşlarda ve dünyadan el etek çekip sığındığı mağarada bulunduğunu bilen çöldeki rahibin, yalnızlığıyla baş başa kalmış keşişin gönlündeki yüceliğe eriyorum.
Karanlık bastırana kadar sokaklarda dolaşır, onlara benzeyen bir hayat duygusunu peşim sıra sürüklerim. Gün boyunca, hiç bir anlamı olmayan bir keşmekeşin pençesindedir sokaklar; gece olduğunda ise, yine anlamsız bir ıssızlığın. Gündüz, bir hiçim; gece, kendim olurum.