Annesinin dediğine göre o tek fotoğrafı evlere yapılan baskınlardan koruyorlarmış. O fotoğraf da bir suçlu gibi yırtılmasın, götürülmesin diye. Annesinin gözlerinden akan yaşları görünce bir fotoğraf suçlu olabilir mi diye soramamış. Babasının çok uzak şehirlere gitmediğini biliyormuş. Uzak şehirlere gitseymiş, gecenin sessizliğinde patlayan silah sesleri duyulduğunda annesi korkuyla sabahlara kadar dağlara bakıp, dualar eder miydi? Bütün ömrü bir duaya dönüşür müydü? Gecesi gündüzü, “Sevdiklerimizin acısını bize gösterme!” diye başlayan bir dua olur muydu?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sakin görünen binanın ikinci katında, durdurulan arabalara yönelmiş kamera ve dürbünler, görünmeyen dünyanın her yere uzanan kolları ve gözleri gibiydi. “Tanrı her yerde hazır ve nazırdır ve “ Tanrı görünmeyeni bile gören gözlere sahiptir" diyenler, bu gerçeği bilip söylemiş olamaz mıydı?
Kendilerini bu topraklarin tanrısı ilan edenler, ellerinde makineli tüfekler tutup, ölüm sırıtışıyla gülmekteydiler. İleri karakollara iletilen
bir şüphe, yok edilmen için yeterli kanıt sayılıyordu.
Miran'ın gözlerinin içine baktı. O an ikisi
de, kargaşadan çaldıkları, çalabilecekleri zamanlara tutunmaya çalışacaklarını anlıyordu. Miran da uzun uzun Sin'in gözlerine baktı, "Görüşmek üzere," dedi Sin.
'"Mutlaka görüşeceğiz," dedi Miran gülümseyerek.
Hepiniz ardınıza bakmadan çekip gidiyorsunuz. Benim ne yaşadığım aklınıza bile gelmiyor. Arkada kalmış olmanın, zehir içmekten farkı
olmadığını biliyor musunuz? Bilemezsiniz tabi? Sizler her zaman gidebilirsiniz, gidersiniz de. Arkanızdan gözyaşı dökecek birileri var nasıl olsa!