Analara göre, uzakta kalan her evlat yabancıdır, açtır, annesi olmadan kendi başlarına yaşamayı bilmezler. Hayata karşı çocuklarını nasıl koruyacaklarını bilmediklerinden, hiç değilse ellerinden geleni yapmak igin çırpınıp dururlar. Günlerce, haftalarca görmemiş de olsa, annenin çocuğunu, “Aç değil misin yavrum?” sorusuyla karşılaması bundandı galiba.
Ölülerin ruhuna nasıl fatiha okunduğunu bilmediklerinden çevreyi seyre dalmakla yetindiler
Sin, ömürlerince genç ölülerden başka ölüm görmediklerini düşündü. Zamansız, acı ölümler. Vaktinden önce dünyadan göçüp gidenler… Dağlarda , şehirlerde ölümle kucaklaşmaktan çekinmeyen yaşam sevdalısı genç ölüler… Karşılaştıkları bunlardı işte. Cenazelerinde slogan attıkları, marş okuyup intikam yemini ettikleri…
Yeminlerden dualara fırsat kalmamıştı. Demek ki dua huzurulu zamanların çağrısıydı, yemin ise huzursuz zamanların.