Serhat

Ömer bir hayat bilgesidir ve her firsatta dersler verir. Ona göre alim olmanin ölçüleri vardir. Örneğin günün birinde Öcalan’a, "Bir sigara kâğıdı" der, "bir sigara kâğıdını yastığının altına sok. Sen yastığın yükseldiğini fark edersen, işte iyi bir âlim olduğunu fark edersin." Öcalan’ı da fark eden Ömer'dir. Günün birinde fıstık ağaçlarının altındadırlar. Yanlarında birileri vardır. Öcalan bir şeylerle uğraşıyordur. Yanındakiler "ne yapıyorsun?" diye sorar. Ömer, "ona karışmayın" der, "Onun alnında fetih yazılıdır." Yıllar geçer, ama Öcalan babasının daha 10 yaşındayken ona söylediği bu sözü niçin söylediğini bilmez. Bilgi sigara kâğıdı olmuş, 10 yaşın gözlerinin altına yerleşmiştir.
Sayfa 50 - Alfa Kitap·Kitabı okuyor
İnsan
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Sonra bir mesel ile ekmeği anlatır: "Bir Ermeninin evine misafir gelmiş. Ermeninin gelini çakmağı yakıp, misafirin sigarasını tutuşturmuş. Eşi gelir gelmez kadını boşamış. Misafir, 'neden kadını boşuyorsun?' diye sormuş. Adam, misafirin yanındaki ateş yanan mangalı göstermiş, 'orda ateş var,' demiş. Kadın, çakmağı yakarak israf etmiş.
Sayfa 50 - Alfa Kitap·Kitabı okuyor
İnsan
Her nam belasıyla gelir. Aile tarihi makas atar. Rivayete göre Halfeti beylerinden biri hastalanır, şiddetli başağrısı çeker. Doktorlar bakire kızlar bulmasını ister ve toplam altmış köyde bakire kız ararlar. Amarada Abdullah'ın kız kardeşi Ayn vardır. Bunu duyan Hüseyin, kızını vermek istemez. Kavga çıkar. Uzun sürtüşmelerden sonra araya hatrı sayılır kişiler (efendiler) girer. Alınan karar üzerine Hüseyin ile Bey, Rumkale'de silahsız olarak buluşacak ve barış kararı alacaklardır. Hüseyin ata biner, yola çıkar. Yanında oğlu Abdullah da vardır. İkisi verilen söz üzerine silah taşımaz, yanlarına kimseyi almazlar. Sabah namazlarını Ulu Cami’de kıldıktan sonra Rumkale’ye varırlar. Bey oturur vaziyettedir. Beylerin bir özellikleri de budur, ayağa kalkmazlar, bu halleri onlara muzaffer bir eda verir; konuşurken sağa sola bakarlar, göz göze gelmezler ve göz göze geldikleri an bakışlarından bir sırıtma çıkar. Kibarca buyurun derler, ancak bu kibarlık, karşısındakinin direnme gücünü kırmak içindir, tek kelimeyle amaçları karşısındakileri söz ve yüze takılan kibarlık maskesiyle yok etmektir. “Tek geleceğim, yanımda kimse olmayacak” diyen beyin yanında adamlar vardır. Hüseyin selam verir. Konuşmaya başlar. Beyin istediği yerine gelmediği için her sözü kendini zehirleme üzerinedir ve bu zehir bütün gövdesine yayıldığı an gözleriyle adamlarına işaret eder. Daha bir sonuca varmamıştır. Sözler bile sessizlik biçimindedir artık ve Bey bugüne kadar karşı koyamadığı Abdullah'ı bir göz işaretiyle adamlarına, Hüseyin’in gözleri önünde boğdurtur. Bey, kansızlığını birini öldürerek disipline etmiş, cinayet, vücudundaki zehiri yıkamıştır. Hüseyin, olduğu yere çöker. Oğlunun cesedini alıp köye gelir. Oce ağıtlar yakar. Abdullah gömülür. Söz konusu olay 1920'lerde olsa gerektir. Artık adalet
Sayfa 37 - Alfa Kitap·Kitabı okuyor
İnsan
Valery, "Düşüncenin üstesinden gelemeyenler düşünenin üstesinden gelirler" diyordu.
Sayfa 23 - Alfa Yayınları·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Sonra entelektüellerin bildiği güzel bir Lady Godiva'nin hikâyesi vardır. Özellikle şiire tebelleş olan pek çok kişi “ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur” (İsmet Özel) dizesini ezbere bilir. Godiva'nin hikâyesi şudur: Godiva, kocası Lord Leofric'un halka uyguladığı ağır vergilere isyan eder. Zeki koca bir anlaşma yapar; eğer der, eğer sen uzun saçlarını açar ve üzerinde hiç giysi olmadan Covertry sokaklarından ata binip geçersen ve halk o gün dışarı çıkmazsa, vergi almayacağım onlardan. Godiva kabul eder ve bir gün sonra uzun saçlarıyla edep yerlerini kapatarak sokağa çıkar. Biri hariç kimse başını kaldırıp bakmaz. Halk saf ve aynı zamanda cesur bu kızı efsane yapar. Onu dikizleyen Peeping Tom ise kör olur. İki rivayet vardır, ilkinde Tom, Godiva’ya baktığı anda gözlerindeki ışık söner; ikinci rivayette gözleri oyulur. Bana, birinci rivayet daha gerçekçi gelmiştir hep. Godiva'ya kim ne zaman baktı ve Godiva ne zaman yaşadı bilinmez, yüzyıllar denilir. Aynı değil, ama çıplaklığa dayalı benzer bir olay, Urfa'nın bir ilçesinde bağlı bir köyde geçer, ama bu olay hiçbir entelektüeli ilgilendirmez: Genç bir kız var, yirmi yirmi beş yaşlarında. Günün birinde bu kız köy odasına çağrılır ve buradaki “ağa”nın adamları tarafından soyulur; boynuna kara, kıl öleme bir yular geçirilir. Kız bir eliyle göğüslerini tutar, diğer eliyle edep yerlerini kapatır. Bağırması para etmez. Ağzında tükürük biter. Kız köyün içinde gezdirilir. Dili tutulur. Bağıramaz. Delilir. Onun bu halini gören kadınlar, oynayan çocuklarını kapıp göğüslerine bastırılar, sonra içeri koşarlar; erkekler utanır, kadının vücudunu görmemek için yüzlerini kapatır ya da iç çekerler. Yaşlılar dişsiz dudaklarını birbirine sürter, kendi kendilerine söylenir.
Sayfa 21 - Alfa Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat