“Bundan sekiz bin yıl önce, Dünya’nın sadece tek bir uyduya sahip olduğu ve İnsan Tacı’nın henüz küçük ve sıradan bir uzay istasyonundan ibaret olduğu zamanlara bizzat şahitlik etmiştim. Dünya ve İnsan Tacı dışında sadece Ay ve Mars’ın belirli bölgelerinde kurulan üslerde bir avuç insan yaşıyordu o zamanlar. Şimdiyse burası çok farklıydı ve Akrep’in ön camının ardında, hikayelerde bol bol geçen, fakat gerçek hayatta nadiren rastlanan o mükemmel uzay manzaralardan biri vardı. Ticaret, barınma, savunma, askeri ve eğlence amaçlı inşa edilmiş yüz binlerce uzay istasyonu adeta birbirinin üzerine yığılmış ve göz alabildiğine yayılmıştı. Görebildiğim her yerde bu uzay istasyonları arasında gidip gelen gemiler adeta uzayın karanlığında uçuşan milyonlarca ateş böceğini andırıyordu. Hepsinin ortasında insan ırkının yıldızlara uzanan hayat serüveninin başladığı yer olan Birlik’in ana gezegeni Dünya, milyarlarca yıldır olduğu gibi etrafında olan bitenlere sessizce şahitlik ediyordu.”