"Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir... Şimdi anlıyorum ki değilmiş... Yollar görünmez kayalarla doluymuş... Onlara çarpmamak lazımmış... Daha fenası gizli cereyanlar varmış ki insan, onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını farkedemezmiş... Tâ kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar..."
Ah, şu entelektüellerin üç milimetrelik iris aralığından beynin içine tüm bu bilgileri aktarmak için sarf ettikleri bitip tükenmeyen çabalar.
Breuer gülümsedi. “Muhteşem bir imge! Schopenhauer ve Spinoza damıtılmış bir halde, yoğuşarak gözbebeği aracılığıyla huniden geçiyor,
optik sinirleri geçiyor ve doğrudan doğruya artkafadaki bölgeye giriyor. Gözlerimle yiyebilmeyi çok isterdim: Artık ciddi okumalar yapamayacak
kadar yorgun oluyorum.”