Çamaşır iplerinde baş aşağı dönmüş mandallar, tekerleklerinden birisi kopmuş oyuncak araba, futbol topunun parçalanmış meşini, kayışı kopmuş nalın, komşunun avlusunu bizimkinden ayıran paslı tahtalar, her şeyde bir hüzün, bir öksüzlük...
Sabahleyin tenha sokaklardan işime giderken, o gün bitmeyecek, akşam olmayacak gibi kocaman kaygıyla işbaşı yapıyordum.
Günlerse geçip geçip gidiyordu...
Kendimi "İki Çocuğun Devriâlemi'ndeki" Jano kadar kuvvetli, Yanik, kadar da cambaz sanmama, iş istediğim patronların lüzumundan çok kocaman göbekleriyle kat kat gerdanlarına bıyık altından gülecek kadar zeki olmama rağmen bu tip insanlar beni ürkütürlerdi.