İnsanların bakışlarında bir şaşkınlık var ve açların gözünde artan bir kızgınlık, bir gazap... Halkın ruhunda büyüyen gazap üzümleri olgunlaşıp ağırlaşıyor ve bağbozumunu hazırlıyordu.
Kamyonlar dolusu portakal yere dökülüyor. Halk meyveleri toplamak için kilometrelerce uzaklardan geliyor. Ama halk, portakalları toplarda, sonra nasıl gider de düzinesi yirmi sente portakal alır? Ve adamlar portakalların üzerine hortumlarla gaz fışkırtıyor. Yaptıkları bu cinayet ve meyveleri toplamaya gelen halka kızıyorlar. Milyonlarca insan aç, halka meyve lazım... Dağlar gibi yığılan sapsarı yığınlara gaz püskürtüyorlar.
Ve çürüme kokusu bütün ülkeyi kaplıyor.
Birinin eline biraz para geçti mi sarhoş olurdu. Yaşamının pürüzleri kaybolur, yerine bir sıcaklık gelirdi. Yalnızlık denen şeyden iz kalmazdı; çünkü insan, kafasını dostlarınınkiyle tokuşturabilir, düşmanlarını bulabilir ve yok edebilirdi. Hendekte oturan bir adama altındaki kuru toprak yumuşak gelirdi. Başarısızlıklar unutulur, gelecekten korkulmazdı. Ve açlık, insanın içinde sinsi sinsi dolaşmazdı; dünya artık tatlı ve rahattı. Ve bir insan,ilk başladığı yere dönebilirdi. Yıldızlar elle tutulacakmış gibi yaklaşırlardı insana; gök harikulade tatlı ve yumuşaktı. Ölüm bir dosttu ve uyku, ölümün kardeşi.