Ve sonra birdenbire makineler onları yerlerinden, yurtlarından attı ve asfaltlara doğru kovdu. Göçebelik onları değiştirdi: Asfaltların, yolların yanında kurulan kamplar, açlık korkusu ve açlığın kendisi, onları değiştirdi. Yemeksiz çocuklar, bitip tükenmeyen hareket, onları değiştirdi.
Halkın konuştuğunu dinleyince onların neler duyduğunu da anlıyorum. Her zaman onlarla olmak ne iyi şey. Onları duyuyorum, hissediyorum, onların kafesteki kuşlar gibi çırpındıklarını, dışarı çıkmak istedikçe nasıl tellere çarparak kanatlarını kırdıklarını görüyorum.
Mal, birkaç kişinin elinde birikti mi, ellerinden alınır. Başka bir gerçek daha: Halkın büyük bir kısmı aç ve çıplak olunca, istediğini zorla alır. Ve bütün tarih boyunca haykıran küçücük bir gerçek daha: Baskı ancak baskı altındakileri güçlendirir ve birbirine bağlar.
Onları kırmayla veya terörle durduramayız. Açlığı, yalnız kendi büzülmüş midesinde değil, çocuklarının da büzülmüş karınlarında duyan bir adamı nasıl korkutabilirsiniz? Onu sindiremezsiniz. Çünkü o, her korkuyu aşan bir korkuyu tatmıştır.